http://www.huvallahu.com/App_Uploads/Books/Kitap_145_Sayfa__puqtnp0c.g4h.pdf dosyasının html sürümüdür.
G o o g l e taradığı belgelerin otomatik olarak html sürümlerini oluşturur.
Page 1
SEB’AN MİNEL
MESANİ
ELL HACC HÜSEYİN VEDAD
İ S T A N B U L
1429/2008
Page 2
İ Ç İ N D E K İ L E R
1- Dibace................................................................................1-9
2- Seb’ül Mesânî Nedir........................................................11-14
3- Seb’ül Mesânî’ye Verilen Mânâlar...................................15-20
4- Yedi sayısı.......................................................................21-28
5- Seb’ül Mesânî ile ilgili Hususiyetler................................29-86
6- Velâyetin Seb’ül Mesânî Hakkındaki Varidatları.............87-91
7- Sonsöz ...........................................................................93-95
8- Lügatçe.........................................................................96-100
Page 3
D İ B A C E
Bismillahirrahmanirrahim
Kur'an-ı Kerîm'de Hicr sûresi 87. âyetinde,
"Ve Lekad ateynake seb'an mine'l mesani
ve'l Kurane'l azim.”
"Ve andolsun sana 'Seb’i Mesanî'yi (senâ
edilmişlerden yedisini) ve Kur'an'ı Azîmi
bahşeyledik." buyrulmaktadır.
Rabbimiz dünyaya bir çok peygamber ve evliya
yollamış uyarmalar ve anlatmalar lütfetmiştir. Dünyanın
her zaman için maddî olarak ileriye doğru geliştiğini ka-
bul edip, manevî olarak terakki etmediğini düşünmek
yanlış olur. Onun için Seb'an Minel Mesânî'yi, yani senâ
edilmişlerden yediyi, her zaman içinde Allah'ımızın in-
sanların maneviyattaki terakkisi için lütfettiği dönüm
noktaları olarak görmek doğru olsa gerektir.
Bu hususi noktalar, manevî hayatı ilgilendiren bir
konudur ki, manevî terakkiyi işaret eder. Onun içindir ki,
Allah'ımızın irsal eylemiş olduğu peygamber ve velilerle
manevî yaşam nasıl terakki ettiyse Sevgili Peygamberimiz
1
Page 4
ve O'ndan sonra zuhur eden Evliya-i Kirâm hazeratı ile
de Allah'ımız, manevîyat ve din anlayışı idraklerinde dö-
nüm noktaları lütfetmiştir.
İlk yaratılışta Allah, Deryayı Nuru Muhammed’i
halketti. Sonra arzularını ve neşelerini ona verdi. Böyle-
ce Deryayı Nuru Muhammed’e verdiği hususiyetleri ve
arzuları tatbikata koydu. Sonra Âdem’in yaratılması,
dünyaya indirilmesi ve birçok peygamberin gönderilmesi
tatbikatları vardır.
Bu zamanlarda Seb’ül Mesani hakkında bir bilgi gö-
remiyoruz. Çünkü Seb’ül Mesani, Hz. Muhammed’e (s.a.v)
verilmiş, O’nunla bilinmiştir. Bu, Allah’ımızın Deryayı
Nuru Muhammed ile tatbik edeceği bir hususiyettir. Onun
için Seb’ül Mesani ve Kur’an-ı Azim Hz. Muhammed’e
(s.a.v) verilmiştir. Bu âyette işaret edildiği gibi Kur’an
âyetlerinin tefsiri namütenahi olduğuna göre Seb’ül Me-
sani tatbikatının da çok ileri ve hususi bir tatbikat olduğu
anlaşılmaktadır. Seb’ül Mesani’nin sadece bu dünyada
değil, diğer âlemlerde de tatbikat göreceği işaret edil-
mektedir. Çünkü Seb’ül Mesani’nin Deryayı Nuru
Muhammed tatbikatında bir hususiyetinin olduğu anlaşıl-
maktadır.
Hadis-i şeriflerde her asırda bir “İnsan” gönderile-
ceği işaret edilmiştir. Seb'an Minel Mesânî olarak ayan
2
Page 5
olan yedi isim, bu hususiyeti işaret eden ilâhî gönül nok-
taları olsa gerekir. Her yüz senede bir ‘müceddid’ gön-
derileceği hadisi vardır. O halde müceddid, dini tekrar-
layan yani istismar edilmeye çalışılan dini ihya eden
mânâsı taşımaktadır.
Nitekim Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde,
“Benden sonra muhaddesun sırrındaki insanlarla
ünsiyyet ediniz.” buyurmaktadır.
Halkın müceddid olduğunu düşündüğü kişilerin
durumunun, Peygamberimizin hadis-i şeriflerinde işaret
buyurduğu hususiyeti taşımaları icap etmektedir. Yoksa
her din âliminin, müceddid olması mümkün değildir. As-
lında Rabbimizin ve Peygamberimizin buyurmuş olduğu
yoldan yürümek icap eder. Yoksa bir çok mezheplerin ve
zaman zaman dine uymayan yorumların peşinde gidenle-
rin bu noktada olduğunu söylemek doğru olmasa gerek-
tir.
Seb'an Minel Mesânî'de son görünen gönlün husu-
siyeti, bu sırr-ı ilâhinin kemalat bulması
ile Allah'ımızın bu sırdaki muradının ifadesini tebeyyün
ettirmesi olsa gerektir.
Allah'ımızın tertib-i ilâhiyesinde rakamla ifade edi-
len hususlarda Allah'ımızın bir programı işaret edilmekte-
dir. Nitekim Bakara sûresi 29. âyetinde,
3
Page 6
"Hüvelleziy halaka leküm ma fiyl'ardı ce-
miy'an sümmesteva ilessemai fesevvahünne
seb'a semavatin ve hüve bikülli şey'in
aliym."
'Arz'dakilerin hepsini sizin için halk eden
sonra 'Sema'ya istiva eden ve onu yedi se-
malar olarak tesviye eden 'Hüve'dir. Ve 'Hü-
ve' her şeyi bilendir." buyrulmaktadır.
İnsanda yedi nefis mertebesinden bahsedilmekte,
Hacc farizasındaki birçok menasıkin yedi defa tatbik edil-
diği bilinmektedir. Yedi rakamı ile ilgili olarak bu husus-
lara dikkat edilirse, bu rakamın Allah'ımızın insan,
dünya ve âlem-i ilâhîdeki hususlar ve ruhsal terakki ile il-
gili ruhi tatbikatları içerdiği görülmektedir. Bu durumda,
Allah kadim kul kadim, ayrılmadılar bir adım noktasının
işaret edildiği anlaşılmaktadır.
Âyet ve hadislerde Seb’ül Mesani'deki fevkalâde-
likler işaret edilmektedir. İnsanlar Sebül Mesani'nin keli-
me karşılığı olarak tekrarlanan yedi kelimesini kullanmış-
lardır. Şu halde âyetteki mâna,“Biz tekrarlanan yediyi
verdik” şeklinde anlaşılmaktadır. Tekrarlanan yedi âyet
var, bu da Fatiha sûresidir, çünkü Fatiha yedi âyettir ve
namazlarda tekrarlanır, şeklinde yorumlar vardır. Ancak
o zamanda âyet numaraları yoktu. Peygamberimiz zama-
4
Page 7
nında Kur’an-ı Kerîm’de rakam kullanılmadığından
Fatiha’yı yedi âyet olarak sınırlandırmamak gerekir. Bu
taktirde tekrarlanan yedi beyanının daha farklı mânâları
olsa gerektir.
Seb’ül Mesani ile ne işaret edilmiştir? Bu kitap,
bunun açıklanması gayreti ile yazılmıştır. Biz, yorumları
delil göstererek ifade etmeye çalıştık. Herkesin bir yoru-
mu ve ifadesi olabilir. Aslında Seb’ül Mesani’nin namüte-
nahi mânâları vardır.
Bu kitaptaki açıklamalar velâyet hususiyetine göre
ifade edilmeye çalışılmıştır. Seb’ül Mesani’nin hususiyede
kalması onun çok özel bir makam olduğunu işaret etmek-
tedir. Bu hususiyet ancak Allah tarafından bildirilirse bi-
linebilir.
Allah'ımızın, “Ve andolsun sana Sebi Mesanî'yi
bahşeyledik.” buyurması ile daha önce hiçbir peygam-
bere nasip olmayan bir sırr-ı azim ayan olmuştur ki, Hz.
Muhammed (s.a.v) ile zâtîyet sırrının açıldığı insanlara
tebşir olunmuştur. Böylelikle bundan sonra ancak Hz.
Muhammed (s.a.v) yolundan gidilirse Hakk yakınlığı bu-
lunabileceği ve manevî güzellik kazanılabileceği işaret
edilmiştir.
İlk yaratılışta Deryayı Nuru Muhammed halkolmuş-
5
Page 8
tur. Allah’ımız, “Ve andolsun sana 'Sebi Mesanî'yi
(senâ edilmişlerden yedisini)ve Kur'an'ı Azîmi
bahşeyledik." buyurmakla, önce Seb’ül Mesani hususi-
yetinin verildiğini, daha sonra Kur’an’ın verildiğini beyan
etmiştir. Ama önce insandaki hususiyet verilmiştir. Çünkü
Seb’ül Mesani Allah dinini en ileri değerlendiren zâtî gö-
nüllerdir ki, Peygamberimizin zuhurundan sonra gelmele-
ri icap ediyordu.
Seb’ül Mesani gönüllerinin Kur’an’dan önce zikre-
dilmesi tuhaf karşılanmamalıdır. İnsan’ın efdaliyeti var-
dır. Hatırlanmalıdır ki ‘Hamil-i Kur’an’ olan Cebrail
(a.s.) Âdem’e secde etmiştir.
Seb'an Minel Mesânî olarak zuhur eden zâtîyet
noktalarının isimlerindeki bu hususiyet de şimdiye kadar
tam mânası ile açılmamıştır. Hatmül Velâyet noktasında-
ki tatbikat ile bu isimlerdeki Seb'ül Mesani hakikatin bir
anlamı da ayan olmakta ve hatmi yapılmaktadır. Bu ha-
tim “el Musavvir” isminin arzusu icabı olarak tatbik ol-
maktadır.
Seb’ül Mesani gönülleri Allah’ın kendi gönül-
lerinde kendini zikrettiği ve övdüğü gönüllerdir.
Muhakkak ki ‘Sena edilmişler’ olarak Allah’ın namüte-
nahi isimleri vardır. Ancak Seb’ül Mesani gönülleri sena
edilmişler arasından seçilmiş yedi kemalat isimleridir.
6
Page 9
Allah’ımız bütün isimleri yaratmıştır. Ancak kemalatı ile
göründüğü isimler Seb’ül Mesani noktalarıdır. Bu yedi
isimden olan “Allah” ism-i celilini Seb’ül Mesani arzusu-
nun en yüksek kemalat noktası ve menşei olarak kabul
etmek icap eder.
Rabbimiz, “Seb’an Minel Mesani’deki isim-
lerin hiçbirisi ayrı bir vücûd değildir, hepsi bir
vücûddur. Yalnız Seb’an Minel Mesani’deki bu
esmanın bir tanesi uluhiyetten (ki, Allah ism-i
celilidir) diğer altı tanesi kulluktan görünmüştür
ama bir vücûddur. İşte kulluk o kadar mühim bir
şeydir.” buyurmuşlardır.
Rabbimiz Seb’an Minel Mesani’nin incelikleri
hakkında şu açıklamayı lütuf buyurmuştur:
“Arapçada “bismillahirrahmanirrahim” deki
( B ) harfinin altında görünen nokta İnsan-ı Kâmil
noktasını işaret etmektedir. Allah’ımız o noktadan “er
Rahman” ve “er Rahîm” isimlerinin icrasını ayan eyler.
Ayan eylemiş olduğu o isim her zaman için arzu etmiş ol-
duğu bir gönülde ayan olur. O halde Allah’ımız zâtını
hangi gönülden izhar eylediyse, o gönül “İsm-i
Azam’dır.
Allah’ın yaratma arzusu kendisinde asaleten var
7
Page 10
olan hasletlerin sûret alarak zuhur bulmasıdır. İşte
İnsan-ı Kâmil, Allah’taki hasletlerin asliyet-i ilâhîye
olarak zuhur etmesidir. Bu noktaya “Sûret” değil
“Asliyyet” denilmesi, bu azim noktanın beşer idrakinin
fevkinde olduğunu aşikâr kılmaktadır.
Gerçek iman, ancak o ismi tasdik ile geçerli olur.
Zira “Lâ ilâhe illâllah” demekle beraber “Muhammed
Resûlullah”ı tam kabul ve iman-ı hakiki zuhur eder.
“Heft Âlem-i Velâyet-i Ekber - Yedi en büyük
velâyet âlemi” Kur’an’ın özünün Fatiha’da olmasını ve
o seçilmişlerin yedisini işaret etmektedir.
Seb’ül Mesani isimleri hususi isimlerdir. Bunun için
Hz. Mevlâna, ‘Seb’ül Mesani Lisanı’ndan bahsetmek-
tedir.
Bu kitapta aynı âyetlerin farklı tefsirleri vardır. Bu
anlatımlar değişiktir. Bu noktadan hareketle Seb’ül Mesa-
ni anlatımları sadece bu kitapla sınırlı değildir. Seb’ül
Mesani Hz. Muhammed’e (s.a.v) ait hususiyetleri ihtiva
ettiği için namütenahi anlamları olduğu muhakkaktır.
Biz bu kitapta bir bilgi aktarması yapmaya çalış-
maktayız. Kur’an gelecek zamanı bildiren bir ‘Levh’tir.
8
Page 11
Bu kitabın herhangi bir bölümünün kitabın bütü-
nünden ayrı olarak değerlendirilmesi doğru olmasa gere-
kir. Kitabı bir bütün olarak değerlendirip diğer bölümler-
deki yazıları da bu bütünlük içinde değerlendirmek oku-
yanlar için terakkiye vesiledir. Kitabın muhteviyatı çok
değişik bir konuyu ihtiva ettiği için bu kitabın tamamı
okunduğu taktirde konu hakkında daha iyi bir fikir elde
edilebileceği kanaatindeyiz.
ELL HACC HÜSEYİN VEDAD
9
Page 12
10
Page 13
SEB'ÜL MESANİ NEDİR
Bismillahirrahmanirrahim
Seb'ü'l Mesani için tefsirler ve rivayetler vardır ve
bu tefsirler kendi zamanlarına göre yapılmıştır. Seb'ül-
Mesani’ye lügatlerde, birçok kitap ve yazılarda mânâ ola-
rak çeşitli anlamlar verilmiştir.
Bükülmek, katlanmak, kıvrılmak veya tekrar edil-
mek suretiyle ikilenen veya başka bir şey eklemekle tak-
viye edilen veya çeşitlendirilen herhangi bir şeye
"mesnâ" denilir ki ikişer, ikili, mükerrer, bükülü, te'kid
edilmiş, muhkem, çifteli, büklüm, büklümlü, katlı, kıvrım,
kıvrımlı, mânalarına gelir. Bu suretle herhangi bir şeyin
kuvvetlerine, katlarına, kıvrımlarına "mesânî" denildiği
gibi, bir vadinin dönüm noktalarına büküntülerine, döne-
meçlerine "mesânî el-vâdî" denilmektedir.
İbn Cerîr'in İbni Abbas'tan bir nakline göre,
"mesânî"de müstesnalık manası da vardır. Zira istisna da
"seniy"den türemiştir. Bükülmüş ipe veya ipliğe "mes-
na(tun) veya misnâ(tun)" denildiği gibi, geri döndür-
me (tercî') veya tekrar etme manası itibarıyla tarab (se-
vinçlik, şenlik) ve terennüme veya ikişerli manası ile mes-
11
Page 14
nevî dediğimiz nazım şekline de mesnâ(tun) denilir. Bir
de müsnânın çoğulu olabilir ki, senâ makamı ve senâ
yeri anlamına gelir. Kur'an-ı Kerîm'de Hicr sûresi 87. âye-
tinde mesani kelimesi geçmektedir.
“Lekad ateynake seb'an mine'l mesani ve'l
Kurane'l azim”
“Ve andolsun sana 'Sebi Mesanî'yi (senâ
edilmişlerden yedisini) ve Kur'an'ı Azîmi
bahşeyledik." buyrulmaktadır.
Kur'an-ı Kerîm bütün varlıklar üzerine Seb'ül Mesa-
ni hususiyetindekileri ifade etmektedir. Seb'ül Mesani,
sabikûn zümresini de işaret etmektedir. Ümmül Kitap,
Seb'ül Mesani’dir. Hadiste buyruldu ki: "Elhamdülillah,
Ümmül Kur'an'dır. Ümmül kitaptır ve Seb'ül Mesa-
ni’dir. (Tirmizi)
Peygamber Efendimizden sonraki devirlerde bozul-
mak istenilen Şeriat-ı Muhammediye’nin aslına rücû
ettirilmesi bu yedi gönül ile olmuştur. Âyeti kerîmede,
"Sana El Kitab'ı inzal eyleyen Hüve'dir Muhkem
âyetler var ki onlar Ümmül Kitap'tır." (Al-i İmran
3/7) buyrulmaktadır. Buradaki bir mâna da “Ümmül Ki-
tap,” Hüve'nin göründüğü gönül noktaları olarak Seb'ül
Mesani'dir.
12
Page 15
Râd sûresi 39. âyetinde,
“Yemhullahü ma yeşaü ve yüsbit ve indehu
ümmü'l kitab”
"Allah dilediğini imha eder ve sabit kılar.
Ve 'Hû' indindedir Ümmül Kitap”buyrulmak-
tadır.
Zuhruf sûresi 4. âyetinde,
“Ve innehu fiy ümmi'l kitabi ledeyna
lealiyyün hakiym”
“Ve muhakkak ki o bizim yanımızdaki
Ümmül Kitap içindedir. Elbette alîdir
(ulvî), hakîmdir.” buyrulmaktadır.
Allah'ımız kendi Musavvir'ini (arzusunu) bir insana
intikal ettirdiği zaman ona hitabı olur. O insanla diğer in-
sanlara hitap eder. Onun için insan esas alınır. Peygam-
berimize, “Sana yedi Mesani’yi ve Kur'an’ı verdik”
buyurmakla, önce Seb'ül Mesaniyi zikretmesi Allah'ımı-
zın, insanı esas aldığını göstermektedir. Zümer sûresi 23.
ayette,"Sözün (hadis) en güzelini indirdik." buyur-
makla da bu sırra işaret edilmiştir. Yani en güzel hadis
Hüve'nin Musavvir'indeki arzusu olan Cenâb-ı
13
Page 16
Muhammed lisanından zuhur etmektedir. Onu da Hz.
Muhammed (s.a.v) ile lütfetmektedir.
Hicr sûresi 87. âyetinde, "Seb’i Mesanî'yi ve
Kur'an'ı Azîmi bahşeyledik." buyrulmaktadır ki, bu
âyet hususide Allah'ımızın dünya yaşamında tatbikata
koyacağı yedi dönemi de işaret etmektedir. Bu yedi dö-
nüm noktası Hatmül Velâyet tarafından açılacak ve
izah edilecektir. Onun için Fatiha sûresi'ndeki hakikat id-
rak edilip, terakki edilerek yedi nefis mertebesinden geçi-
lirse hakikate ulaşılır. Bu yedi dönem aynı zamanda her
zaman diliminde yedi gönül noktasının yolundan yürü-
nürse selamet bulunacağını işaret etmektedir ki, bu da
Seb'ül Mesani tatbikatının her zaman diliminde fiiliyatta
olduğunu göstermektedir. Nitekim bir mânevî kardeşte
zuhur eden; "Seb'an Minel Mesanî; Hüve'nin her za-
man dilimindeki arzusudur." beyanı bu noktayı işaret
etmektedir.
Seb'ül Mesani isimleri yeryüzündeki tatbikatlardır.
Tatbikatların hepsi Allah ismine bağlıdır. Ama ahiretteki
tatbikat dünyadaki tatbikatlardan daha farklıdır. Her tat-
bikatta aslolan Hüve’dir. Velâyet Hüve’ye bağlıdır. An-
cak dünya için Hüve’nin tatbikatı Allah ismi ile zuhurda-
dır. Diğer âlemlerdeki (boyutlardaki) Hüve’nin tatbikat
isimlerini kim bilebilir ki? Zaten hangi âlem olursa olsun
hepsi Hüve’ye bağlıdır.
14
Page 17
SEB'ÜL MESANİ'YE
VERİLEN MÂNÂLAR
Bismillahirrahmanirrahim
Hz. Ömer, Ebul-Âliye, İbn Ebi Muleyke, Ubeyd İbn
Umeyr ve kalabalık bir cemaat bu yedi şey (Seb'ül
Mesânî) Fatiha sûresi âyetleridir, demişlerdir. Seb'ül
Mesânî ile Fatiha sûresinin işaret edildiğine dair delil
Buhârî'de geçen Ebu Said hadisidir.
Sevgili Efendimiz, "Elhamdülillahi Rabbil Âle-
min" buyurmakla, "Hatemen Nebiyyin" olarak kendisi-
nin zuhuru ile, Allah dininin ikmal edilerek kemal buldu-
ğunu ve tamamlandığını da işaret etmektedir. O devirde,
"Elhamdülillahi Rabbil Âlemin" olarak zikredilen
sûreye Fâtiha sûresi ismi verilmiyordu.
Maneviyatta terakki etmiş bir gönül kemâl noktası-
na geldiğinde, "Elhamdülillahi Rabbil Âlemin" diye-
rek Allah’a şükreder. İnsan görünmez bir vücûd dalgası
halinde iken Allah'ımızın ona bir hususiyet lütfederek
meydana getirmesi büyük bir lütuftur. Nitekim İnsan
sûresi 1-2. âyetlerinde,
"Hel eta ale'l insani hıynün mine'd dehri lem
15
Page 18
yekün şey'en mezkûra inna halakne'l insane
min nutfetin emşac nebteliyhi fece'alnahü
semiy'an basıyra"
"Geçmedi mi insan üzerinden dehrin bir sü-
resi ki o mezkûr bir şey değildi. Doğrusu
biz insanı karışımlı olan bir nutfeden hal-
kettik, Onu deneriz (imtihan ederiz) ve onu
semî ve basîr kıldık." buyrulmaktadır.
İnsan zikredilmiyordu. Allah insana velâyet verdi
ve insan zikredilmeye başladı. Seb’ül Mesani, insan ta-
mam olduğu zaman, yani Hz. Muhammed (s.a.v)’in
zuhuru ile bilindi. Allah’ın Musavvir’indeki insan, tammi-
yetini Hz.Muhammed (s.a.v) ile kazanmıştır. Derya-
yı Nuru Muhammed halk oldu; Âdem var oluncaya ka-
dar zikredilmedi, Âdem ile insan mezkûr oldu. Bu zikre-
diş Hz. Muhammed (s.a.v)’de kemalâtını buldu. Allah,
beşer varlığını ve melekleri yarattı ama insan vasfını taşı-
yan hususiyeti daha sonra Âdem olarak yaratmıştır. İnsan
vasfı tüm varlıkların fevkinde kabul edildiğine göre,
Seb’ül Mesâni’nin insan hususiyeti taşıması gerekir. Biz,
Seb’ül Mesâni’yi insan olarak değerlendiriyoruz.
Allah, daha ileri zamanlarda Seb’ül Mesâni’yi özelde tut-
tuğuna göre Âdem’in yaratılışı ile insanların Hüve’ye dö-
nüşü arasında yedi devir hususiyeti vardır. Bu yedi dev-
rin yansıması olarak da, o gönüller işaret edilmiştir.
16
Page 19
Hz. Âdem topraktan halkedilip ruh üflendiğinde ilk
söylediği söz, "Elhamdülillahi Rabbil Âlemin"dir. Bu
söz insanın insan olma idrakine gelerek Allah'a şükretme-
sidir. Bir İnsanın son sözü de,"Elhamdülillahi Rabbil
Âlemin"dir.
Sevgili Efendimiz hadis-i şeriflerinde, "Nefsim
elinde olan Allah'a yemin olsun ki, Allah, ne Tev-
rat’ta, ne İncil'de ne Zebur’da ne de Furkan´da
Elhamdulillah’ın bir benzerini indirmiştir. O, ba-
na verilen "Seb´ül Mesani ve Kur´an-ı Azim"dir."
buyurmuşlardır. (Tirmizî) ‘Elhamdulillah’ ifadesi mümin-
leri beyan eder.
Peygamberimiz bu anlatımla, Elhamdülillahi
Rabbil Âlemin sûresinin (Fatiha sûresi) Seb'ül-Mesâni
olduğuna işaret etmiştir. Yani Fatiha sûresi Seb'ül-
Mesâni’ye bağlıdır; Seb'ül-Mesâni Fatiha sûresi’ne tâbi
değildir. Çünkü Seb'ül-Mesâni Hz. Muhammed’e
(s.a.v) lütfedilen çok muazzam bir tatbikat-ı ilâhîyedir.
Tirmizî’nin rivayet ettiği bu hadisi kaynak olarak
gösteren böylece Seb'ül Mesâni'den kastedilenin,
‘Ümmül Kur'an’ olan Fatiha sûresi olduğu ve bundan
dolayı Fatiha'nın ‘Es Seb'ül Mesâni' ismini aldığı ve
Kur'an'ın bunun bir tefsiri olduğu söylenmektedir. Seb'ül
Mesâni, Hz. Muhammed (s.a.v)’i işaret etmiş olduğuna
17
Page 20
göre ve Kur’an-ı Kerîm de Hz. Muhammed (s.a.v)’in
vücûd kitabı olduğuna göre, Seb’ül Mesani olan
Hz. Muhammed (s.a.v) Kur’an-ı Kerîm’i beyan etmiş
demektir. Her namazda ve duaların başında ve sonunda
tekrar tekrar okunan Fatiha, Kur'an-ı Kerîm'in bu âyette
bahsettiği Seb'ül Mesânî adını almaya çok uygun olduğu
görüşü vardır.
İbn Abbas’dan gelen bir rivayette: Resûlullah
(s.a.v) a yedi Mesani verilmiş bulunmaktadır. Bunlar, ye-
di uzun sûredir. Bakara´dan Araf’a kadar olan altı sûre-
nin bunlardan olduğu ittifakla kabul edildiği halde, ye-
dinci sûrenin hangi sûre olduğu hususunda farklı görüşler
vardır. Yedincisinin Yunus olduğu söylendiği gibi Enfal ve
Tevbe olduğu da söylenmiştir.
Seb'ül Mesânî hakkındaki rivayetleri kitabımızın bu
kısmında sıralamaya çalıştık. Ancak dikkat edilirse bütün
bu rivayetlerde Kur’an’ın tevhidine uymayan hususlar da
vardır. Mesela İbn-i Abbas’tan rivayet edilen yukarıdaki
haberde, Seb'ül Mesânî’nin Kur’an’ın yedi uzun sûresi ol-
duğundan bahsedilmektedir. Halbuki Kur’an’da (Hicr 87)
“Sana Seb’i Mesani’yi ve Kur’an-ı Azim’i verdik”
buyrulduğuna göre Seb’ül Mesani’nin Kur’an’dan başka
bir hususiyet olduğu muhakkaktır. O halde yukarıda zik-
redilen yedi uzun sûrenin Kur’an’dan olmadığı gibi bir
anlam çıkar ki, bütün bu haberlerin hakikatten uzak ol-
duğu görülmektedir.
18
Page 21
Bu âyet (Hicr 87) ile ilgili olarak birçok meâllerde
ve tefsirlerde, "Fatiha'yı ve Kur'an’ı verdik." diye ya-
zılmıştır. Ancak Fatiha, Kur'an içindeki bir sûredir.
Kur'an içinde olan sûre, Kur’an’dan ayrı olarak mı
bahsedilmektedir? Allah Kur'an’ı lütfettim buyurduktan
sonra ayrıca Fatiha’yı da vermiş şeklinde mi düşünül-
mektedir?
Fatiha sûresi için “tekrarlanan yedi” deniyor.
Fatiha’yı her namazda tekrarlıyoruz. Kur’an’da “Sana
Seb’ül Mesani‘yi ve -ilâveten- Kur’an’ı verdik.”
buyruluyor. Yani önce Seb’ül Mesani zikrediliyor.
Seb’ül Mesani, ‘müceddid’ sırrından olan Zama-
nın İnsan’ı anlamına da gelir. O zaman mânâ “Biz sana
‘Zamanın Sahibi’ni ve Kur’an’ı verdik.” şeklinde de
anlaşılabilir. Eğer Seb’ül Mesani’den kasıt Fatiha sûresi
olsaydı, o zaman âyette, “Kur’an’ı da verdik” buyrul-
maması lazımdı. Çünkü Fatiha zaten Kur’an-ı Kerîm’e
dâhildir. Peygamberimizin Fatiha sûresini “Elham-
dulillahi Rabbil Âlemin” âyeti olarak zikrettiği de
malumdur.
Elmalılı Hamdi Yazır Hicr Suresi 87. âyetin tef-
sirinde şu noktaya dikkat çekmiştir:
19
Page 22
"Şimdi bu âyetteki Seb'an Minel Mesani'den
anlaşılan mânâ: "Kendisine mesâni denilen şeyler
cinsinden büyük benzersiz yedi şey" demektir. Bu
ise mücmeldir. Kendisinden kasdedileni belirle-
mek için ayrıca delile muhtaçtır. Atıf, değişiklik
gerektirdiğine göre, âyetin zahirinden anlaşılan
bu yedi âyetin Kur'ân'dan başka olarak düşünül-
mesi lazım gelecek gibi görünür. Aslında bunun
Kur'ân'dan başka olarak Hz. Muhammed'in(s.a.v)
yüce özelliklerinden olan yedi mucizeye işâret ol-
ması ihtimali yok değildir. Fakat bu şekilde bir
tefsirle ilgili hiçbir rivayet gelmemiştir.”
20
Page 23
YEDİ SAYISI
Bismillahirrahmanirrahim
Kur’an’da ve manevîyatta isimler rakamlar ile
anlatılmıştır. Kur’an’da insanların üç zümre olduğundan
bahsedilir. Bir âyette, “Allah her şeyi çift yaratmış-
tır.” buyrulmaktadır. Hacc farizasında Beytullah yedi de-
fa tavaf edilir. İnsanda yedi nefis olduğu bildirilmekte ve
bu nefis mertebelerinden terakki için yedi isimle zikir
yapılmaktadır. Üçler, yediler, kırklar gibi şüphesiz birçok
isim ve rakam vardır. Bunların tam olarak hangi hususi-
yetleri ifade ettiği dahi bilinmemektedir.
Sevgili Efendimiz (s.av) "Kur 'an yedi harf üzere
indirilmiştir." buyurmuştur. Müfessirler, "Yedi Harf"in
ne olduğu konusunda görüş birliği sağlayamamıştır.
Kimilerine göre, Müslümanlara sağlanmış bir kolaylıktır.
Kimilerine göre ise bir okuyuş şeklidir. Bu konuda bir gö-
rüş birliği olmasa da bu farklı kabullerden doğan farklı
okuyuşlar ve hükümler ortaya çıkmıştır. Bakara sûresi 29.
âyetinde,
“Hüvelleziy halaka leküm ma fiyl'ardı
cemiy'an sümmesteva ilessemai fesevvahünne
seb'a semavatin ve hüve bikülli şey'in aliym.”
21
Page 24
“'Arz'dakilerin hepsini sizin için halk eden
sonra 'Sema'ya istiva eden ve onu yedi
semalar olarak tesviye eden 'Hüve'dir. Ve
'Hüve' her şeyi bilendir.”
Müminun sûresi 17. âyetinde ise,
“Ve lekad halakna fevkaküm seb'a taraika ve-
ma künna ani'l halkı gafiliyn”
“Ve andolsun üzerinizde yedi tarikleri halk
eyledik. Ve bizler yaratıştan gafil olma-
yız.”buyrulduğu gibi, Kur'an-ı Kerîm'de yedi sayısı
birçok âyette geçmektedir.
Bakara sûresi 261. âyetinde,
“Meselülleziyne yünfikune emvaleküm fiy
sebiylillâhi kemeseli habbetin enbetet seb'a
senâbile fiy külli sünbületin mietü habbetin
vallahü yuda'ıfü limen yeşaü vallahü vasiun
aliym”
“Mallarını Allah yolunda harcayanların du-
rumu, yedi başak verip her birinde yüz tane
bulunan bir başağın haline benzer. Allah di-
lediğine kat kat fazlasını da verir. Allah’ın
lütfu geniştir, ilmi her şeyi kaplar.” buyrul-
maktadır.
22
Page 25
Allah’ımız, Hz.Muhammed'e (s.a.v) yediyi vermek
suretiyle, bire yedi yüz veren bir maneviyat vermektedir.
Bir taneden yedi başak (Seb'ül Mesani)ve her başaktan
yüz tane ifadeleri maneviyattaki tekamülü işaret etmekte-
dir. Hz Muhammed(s.a.v)deki arzu ile maneviyatın teka-
mül etmesi Allah'ın O’ndan nice nice veliler yetiştirmesi-
ni ifade etmektedir. Böylece maneviyatın rakam ile tahdit
edilemeyeceği aşikâr olmaktadır. O’nun ekmiş olduğu
ilimden nice yakınlık bulmuş gönüller zuhur etmiştir. On-
lar da nice nice insanlara feyiz vermiştir
Fussilet sûresi 12. âyetinde,
“Fekadahünne seb'a semavatin fiy yevmeyni
ve evha fiy külli semain emreha ...”
“İki günde semavatı yedi kat olarak kaza
eyledi ve her bir göğe kendisine ait işi
vahyetti...” buyrulmaktadır.
Allah’ımız her göğe vazifesini vahyetmiştir. Yani
hepsinin vazifesi vardır. Allah'ın bir programı vardır ve o
program tatbik edilmektedir.
Müminun sûresi 17-18.âyetlerinde,
“Ve lekad halakna fevkaküm seb'a taraika
23
Page 26
vema künna ani'l halkı gafiliyn. Ve enzelna
mine's sema'i maen bikaderin feeskennahü
fiy'l ardı ve inna alâ zehabin bihi lekadirû-
n.”
“Ve andolsun üzerinizde yedi tarikleri halk
eyledik. Ve bizler yaratıştan gafil olmayız.
Ve 'Sema'dan suyu bir takdir ile inzal eyle-
dik de 'Hüve'yi 'Arz' içre iskân ettirdik. Ve
muhakkak ki biz onu gidermeye elbette
kaadiriz.”buyrulmaktadır.
Yedi Tarik, Seb'ül Mesani'den görünecek olan yedi
ilahi yorum ve yoldur. O noktalardan sunulan feyiz ile
gönüller beslenmektedir. Sebü’l Mesani’de "O gün her
topluluğu imamlarıyla davet ederiz" sırrı da vardır.
Talak sûresi 12. âyetinde,
“Allahülleziy haleka seba semavatin ve mi-
ne'l ardı mislehünne yetenezzelü'l emrü bey-
nehünne litalemü ennallahe ala külli şey'in
kadiyrün ve ennallahe kad ehata bikülli
şey'in ılmâ”
“Allah O yüce yaratıcıdır ki yedi kat semâyı
ve yerden de onların mislini yaratmış-
tır. Allah’ın emri ve hükmü bunlar arasın-
24
Page 27
da inip durur ki, Allah’ın her şeye kadir ol-
duğunu ve Allah’ın her şeyi ilmiyle ihata et-
tiğini, O’nun ilmi dışında hiçbir şey olma-
yacağını siz de bilesiniz.”
Bu âyette işaret edilen yedi semanın yeryüzünde
misli vardır. Yedi sema, yedi gönüldür. Yedi gönül kendi-
lerine bağlı olan gönüllere de feyiz vermektedir. Bu, aynı
zamanda velâyeti ve velâyetteki yetişmeyi anlatan bir
âyettir.
‘Yedi Sema’ “İnsan” için yaratılmıştır. Esas gaye
“İnsan”dır. Zaten ilk yaratılan varlık da “İnsan”dır.
(Deryayı Nuru Muhammed)Yukarıda yazıldığı şekliyle ye-
di rakamı birçok âyette zikredilmektedir.
Hakk yakınlığı bulmuş olan gönül her an ilâhî âlem
(yedi semâ) ile temastadır.
Mülk sûresi 3. âyetinde,
“Elleziy haleka seb'a semavatın tibakâ
ma'tera fiy halki'r rahmani min tefavüt…"
Yedi kat göğü birbiriyle tam uyum içinde
yaratan O'dur. Rahman'ın yaratmasında hiç-
bir nizamsızlık göremezsin…" buyrulmaktadır.
25
Page 28
Asıl olan insandır. Allah ‘İnsan’ı (Deryayı Nuru
Muhammed) yarattığı zaman esfele safilin (kozmik âlem)
daha yaratılmamıştı. Allah insanı yarattı ve kendi hususi-
yetlerinden yedi nefis merhalesi lütfetti. Ve "Siz bu ne-
fis makamlarından geçerseniz bana ulaşırsınız."
buyurdu.
Esfele safilinden insanın terakki ederek Allah'a
yaklaşma tecrübesine nazire olarak da semavat yedi ta-
baka olarak yaratılmıştır. İnsan bu yedi mertebeyi idrak
ile bir güzellik kazandığı zaman ilâhî âleme intikal etmesi
için daha ileri yaratılışta bir vücûd alması ve bu madde
âleminden soyutlanması icap etmektedir.
İnsanında kendisindeki nefsi makbul bir noktaya
getirmesi için ruha tabi kılması ve bir ahenge gelmesi
icap etmektedir. Yedi nefis makamı için zikredilen esma
böylelikle birbiri ile ahenk haline gelmektedir o zaman
Allah'a layık olunur.
"Seb'atu Ebhur" yedi deniz manasına Arapça bir
ifâdedir. Tasavvuf yoluna girenlerin takip ettikleri yedi
meşreb, yedi yoldur. Bunlar; Sekr, vecd, berk, hay-
ret, şuhûd, nûr-ı kurb, velâyet-i vücûd’tur.
İnsanda yedi nefis mertebesi vardır:
26
Page 29
1-Nefs-i Emmare
2-Nefs-i Levvame
3-Nefs-i Mülhime
4-Nefs-i Mutmainne
5-Nefs-i Râdiyye
6-Nefs-i Mardiyye
7-Nefs-i Kâmile/Safiyye
Hacc’da yedi tavaf yapılır. Safa ile Merve tepeleri
arasında yedi kere say edilir, şeytan yedi taşla taşlanır.
Tecelliyatın yedi mertebesi vardır. Bu yedi merte-
beyi;
1-Lâ-Taayyün
2-Taayyün-i Evvel
3-Taayyün-i Sani
4-Mertebe-i Ervah
5-Mertebe-i Misal
6-Mertebe-i Şehadet
7-Mertebe-i İnsan oluşturur.
MECALİS-İ SEB’A, Hz.Mevlana'nın yedi sohbe-
tinden oluşan bir kitaptır. Hz.Mevlana bu sohbetlerinde,
Hz.Muhammed'in (s.a.v) sözlerini yorumlamaktadır ve
aşağıdaki konular yer almaktadır:
27
Page 30
1- Cömertlikte ve yardım etmede akarsu gibi ol.
2- Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
3- Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
4- Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
5- Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
6- Hoşgörüde deniz gibi ol.
7- Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi
ol.
Allah'ın yarattığı varlıklar cümlesinde en mühim
noktanın insan olduğu muhakkaktır. Çünkü İnsan "eşref-
i mahlûk" olarak dünyaya gelmiştir. Bu da Allah'ın ilâhî
programının ilk önce insanda tecelli edeceğini göster-
mektedir. O halde insandaki tatbikatın Allah'a ait bir tat-
bikat olduğunu idrak etmek gerekir.
İnsanda Allah'ın arzularının tatbik olduğu muhak-
kaktır. İnsanın Allah’tan ayrı bir iradesi olduğu düşün-
ülmemelidir. Çünkü irade-i asliye Allah'a aittir. Bu haki-
katler müşahede edilip Allah ikrar edileceğine inkâr edil-
mesi makbul değildir.
28
Page 31
SEB'ÜL MESANİ İLE İLGİLİ
HUSUSİYETLER
Bismillahirrahmanirrahim
Mesânî kelimesi senâlar, hamdler, senâ edilenler,
övülenler mânalarına da gelir. (Mücem’ül Müfehhes)
Şu halde Seb’ül Mesani" Senâ edilmişlerden ye-
disini" ifade eder ki, Allah'ımızın insan kalblerinde tatbi-
kata koyduğu manevî terakkideki yedi dönüm noktasını
da işaret etmektedir.
Hakikatte senâya lâyık olan Allah'ın zâtiyet-i ilâhi-
yesidir. Nitekim Fatiha sûresi 2. âyetinde, "Elhamdü
Lillâhi Rabbil Âlemiyn" yani; "Hamd âlemlerin
Rabbi olan Allah'adır," buyrulmaktadır. Bütün hamd-
ü senâlar elbette Rabbimizedir.
Seb'an Minel Mesâni, Hz. Muhammed (s.a.v) ile
lütfedilen maneviyatın zâtîyyet anlayışının kıyamete ka-
dar zuhur edecek manevî ve hususi gönüllerdeki açılımı-
dır. Daha vazıh olarak denir ki; Hz. Muhammed
(s.a.v)’den sonra yine O’na ait olarak inkılab-ı kebîre ka-
dar yeryüzünde ve âlemlerde ilâhî vazifeyi ikmal eyle-
29
Page 32
yecek olan hususi gönüllerde Deryayı Nuru
Muhammed’in zamanın arzusuna hitap edecek şekilde
açılarak Allah dininin ihya ve ikmal edilmesidir.
Sevgili Efendimizin zuhurundan sonra Rabbimiz,
çok ileri terakki lütfetmiştir. Bu yedi dönüm noktası, Sev-
gili Efendimizden sonraki iman hususiyetinin terakki
merhalelerini de remzetmektedir.
Peygamberimize gelinceye kadar birçok Risalet
noktası zuhur etmiş, "Hatemen Nebiyyin" olan Efendi-
mizin zuhuru ile birlikte, bütün peygamberler cem olmuş
ve Rabbimiz Sevgili Efendimize, "senâ edilmişlerden
yediyi" vererek bu isimlerin tatbikat göreceğini işaret bu-
yurmuştur. Bu, aynı zamanda bu manevî açılmaların Sev-
gili Efendimizin yolundan yürüyeceğini de işaret etmek-
tedir.
Bu yedi ismin, ki "Allah, Muhammed, Ali, Ab-
dülkadir, Süreyya, Muhammed Ali ve Hatmül
Velâyet," "Hüve"den görünen hususi noktalar olması
hasebiyle bu isimler içerisinde "Allah" ism-i şerifi
de zikredilmiştir. Bu noktalar Hüve'nin fiili tatbikatta-
ki icra isimleridir. Bu hususta ilk isim, "Allah" ismidir ki,
yukarıda zikredilen diğer isimler İsm-i Azam olan ‘Allah’
ismine bağlı olarak Allah'ımızdaki çok hususi noktaları da
ifade etmektedirler.
30
Page 33
Bu, Hüve’nin arzusunun bir ifadesidir. Allah ismi,
Hüve’nin tatbikat ismidir. Bütün isimler zaten Allah
ismine bağlı olarak tatbikat yapmaktadırlar. Bu yedi isim,
yani; "Allah, Muhammed, Ali, Abdülkadir, Sürey-
ya, Muhammed Ali ve Hatmül Velâyet" sıfatî ola-
rak düşünülmemeli, zâtîyet noktasından idrak edilmelidir.
Sıfat olarak düşünülürse ilâhî isimler kişileştiril-
miş olur ki, idrakte eksik kalınabilir.
Bu ifade, velâyetin Hüve’ye ait olmasının bir terak-
kisini işaret etmektedir. Daha açık olarak Cenâb-ı
Muhammed, “Beni gören muhakkak ki Hakkı gör-
müştür” ilâhî beyanına itiraz vaki midir? Değilse,
Cenâb-ı Muhammed’de icra eden ‘el Hakk’ ismi yani
hakikatül hakayık lisanından olmak üzere Hüve’yi işaret
etmektedir.
Hüve, Allah ismi ile icra ve tatbikatını yapmak-
tadır. Hüve daima bilinmezliği yani âlem-i gaybı işaret
etmektedir. Allah isminin risalet noktaları ile beraberliği
ve ilhamı vardır.
Hüve her an yeni bir şandadır. Onun için Seb’ül
Mesani’de zikredilen yedi isim ( Allah,
Muhammed, Ali, Abdülkadir Geylani, Sü-
reyya, Muhammed Ali, Hatmül Velâyet) sayılırken
Hüve zikredildi. Allah bütün mükevvenatta fiiliyatta olan
31
Page 34
isimdir. Diğer altı isim de Allah'ın göründüğü isimleri ifa-
de etmektedir. Onlar her dönemde Allah'ın tatbikat isim-
leridir. Allah'ın arzularının dönüm noktalarıdır.
Secde sûresi 5. âyetinde,
"Yüdebbirü'l emre mine's semai ile'l ardı
sümme ya'rücü ileyhi fiy yevmin kâne mikda-
rühu elfe senetin mimma teuddun”
"Allah, gökten yere kadar olan bütün işleri
düzenleyip yönetir. Sonra işler, sizin hesa-
bınızla bin yıl kadar tutan bir gün içinde
O'na çıkar.” buyrulmaktadır.
Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Zaman yakın-
laşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle
olur ki, bir yıl bir ay gibi, ay bir hafta gibi, hafta
da bir gün gibi, gün saat gibi, saat de bir çıra tu-
tuşması gibi (kısa) olur.”
Rahman sûresi 33. âyetinde,
"Ya ma'şere'l cinni ve ve'l insi inisteta'tüm
en tenfüzu min aktari's semavati ve'l ardı
fenfüzu lâ tenfizüne illa bisultan”
32
Page 35
“Ey cin ve ins topluluğu Eğer göklerin ve yerin
hududuna nüfuz etmeğe gücünüz yeterse haydi
nüfuz edin. Ancak sultan ile nüfuz edersiniz.”
buyrulmaktadır.
Bu âyetler Allah’ın programını işaret etmektedir.
Bu programın idrakine ‘Sultan’ ile varılır. Emr, Allah’ın
tatbikatıdır. Yani Seb’ül Mesani isimleri ile Allah’a göre
bir devir (bir gün) kullara göre ise bin yıllık bir program-
dır. Mesala Abdülkadir Geylâni Sultanımız bir ‘emr’dir.
Yani programdır. Allah’ın o isimle bir programı var ve bu-
nu tatbik etmektedir. Hz. Abdülkadir Geylâni’nin, “Be-
nim horozlarım kıyamete kadar ötecektir.” beyanı
buna işarettir. Talak sûresi 12. âyetinde,
"Allahülleziy haleka seba semavatin ve mi-
ne'l ardı mislehünne yetenezzelü'l emrü bey-
nehünne litalemü ennallahe ala külli şey'in
kadiyrün ve ennallahe kad ehata bikülli
şey'in ılmâ.”
"Allah O yüce yaratıcıdır ki yedi kat göğü ve
yerden de onların benzerini yaratmıştır.
Allah’ın emri ve hükmü bunlar arasında inip
durur ki, Allah’ın her şeye kadir olduğunu
ve Allah’ın her şeyi ilmiyle ihata ettiğini,
O’nun ilmi dışında hiçbir şey olmayacağını
siz de bilesiniz.” buyrulmaktadır.
33
Page 36
Hatmül Velâyet bugüne kadar anlatılan konula-
rın anlam ve özünü ifade eder. Her varlığın Allah'a ait ol-
duğunu ondan ayrı düşünülmemesi gerektiğini söyler. Sı-
fati yorumlar teferruat mesabesindedir.
Velâyet daima işin aslı ve hakikati üzerinde dur-
muştur. Muhammed Ali Bey Hazretleri Kur’an tefsiri ile il-
gili kitabına, ''MAĞZ-I KUR’AN'' ismini vermiştir. Asıl
olan Kur’andaki öz ve manadır. Kur’an daki birtakım ke-
lime ve harfleri matematiksel şifrelere dönüştürerek an-
lamlar çıkarmaya çalışmak doğru bir yol olmasa gerektir.
Yani Kur’an’ın şifresini çözdük demek gerçeğe aykırıdır.
Mürşid Allah’ın öğretici ismidir. Biz, Allah'ın bize
lütfettiği ilham ve ilim doğrultusunda hareket etmeye ça-
lışıyoruz.
‘Muhammed’ (s.a.v) ismi ilk defa o zamanda kul-
lanılmıştır. Hatta Mekke'de bu nasıl bir isim diye sordular.
Hamd'e varış Muhammed (s.a.v) ile oldu. Din tamam
olarak bütün ruhlar hamd'e vardı. Bütün âlemler de
hamd'e vardı. Bütün isimler Allah'ın bu vasfını idrak etti
ve hamd'e geldi. Hamd'e gelmek bu idrake gelmek arzu-
sunun bir sevinç ifadesidir. Onun için insanlar şükür ma-
kamında, “Elhamdülillah” derler.
Allah'ımız Hz. Muhammed (s.a.v)'e, “Seb'ül Me-
34
Page 37
sani'yi ve Kur’an’ı verdim.” buyuruyor. Bir başka
âyette ise, “Kur'an-ı Kerîm'i biz koruyucuyuz.” buyu-
ruyor. Burada "Biz" bir mânâda Seb'ül Mesani olsa
gerekir. Yani Allah'ın programında olan hususi gönüller-
dir. Zamanın değişmesi ile beraber Kur'an’ın yeni bir an-
layış ve idrakı için ayrıca hususi gönüller de vazifelendi-
rilmiştir. İşte bu altı, yediyi geçmez denilen bu yedi husu-
si gönül, zamana ve dünyanın devrine göre ‘Kur'an-ı
Natık’ sırrından olduklarından Kur’an-ı Kerîm'i her yeni
zamana hitap edecek şekilde yorumlarlar ve anlatım ya-
parlar. Bu gönüllerde zuhur eden ilâhî açılmalardan son-
ra bu tatbikat varlıklar ve âlemler üzerinde görülür.
"İnnehû alîmün bizatissudûr"(bkz. Lügatçe) sır-
rından dolayı insan kalplerinde bu ilhamlar zuhur eder ve
insanların anlayış ve idrakleri lütfu ilâhî olarak bu yönde
değişir. Seb’an Minel Mesani Kur'an'da Hicr sûresi 87.
âyetinde işaret edilmiş ve Allah'ın bu arzusu hususi bir
şekilde beyan edilmiştir. O beyan, Deryayı
Nuru Muhammed'e lütfedilmiş olan hususiyettir. Nasıl
ki, Hz. Pirimiz Abdülkadir Geylâni 'nin gelişini Efendimiz
haber vermiştir.
Seb'ül Mesani sırrından görünen gönül noktaları-
nın şahsiyetleri tam bilinmemesine rağmen onlardan sa-
dır olan ilâhî hakikatler Allah ismi ile tatbikat bulmakta-
dır.
35
Page 38
Allah'ı bir isimle kısıtlamak mümkün değildir. Tüm
isimler ondan hâsıl olduğuna göre bütün isimler ona ait-
tir. Rabbimiz İsm-i Azam’ı olan velâyet gönüllerinde
indirdiği ilm-i ilâhî ile kendisini talim buyurmuştur.
(öğretici olmuştur)
Âyette,“Hepiniz Allah'a hesap vereceksiniz
ve HÜVE'ye döndürüleceksiniz.” buyrulmaktadır. O
zaman Seb'ül Mesani hususiyetinin en önemli noktası,
bütün varlıkların asliyet-i ilâhîyesine, isimlerden ve sıfat-
lardan münezzeh olan ilâhî yaratıcıya yani, HÜVE’ye
dönüşün idrak ve anlamı meydana çıktığı zaman olacak-
tır. O bakımdan Allah'ın âlemler üzerindeki ilâhî progra-
mının da nasıl netice bulacağı Seb'ül Mesani ile icra edil-
mektedir.
Hz. Süreyya Beyefendi manevîyatta son derece
dikkatli, hususiyede olan bir gönül noktasıdır. Hz. Sürey-
ya; çok hususiyede olan gönüller için "6-7'yi geçmez"
buyurmuştur, ancak Hz.Süreyya'nın "altı" veya "yedi" gi-
bi kat'i bir rakam söylememesi hâşâ tereddütten kaynak-
lanmamaktadır. Buradaki ince mâna, yedinci olarak zu-
hur edecek noktanın, yani Hatmül Velâyet noktasının o
zaman zuhur etmemiş olmasından dolayı olsa gerekir.
Bu, Hz. Süreyya'nın Allah'ımızın programına karşı göster-
diği nezaket-i ilâhîyedir.
36
Page 39
Hüve, Allah ismi ile icraat yaparak Seban Mi-
nel Mesani hususiyetindeki isimleri tatbikata koymuştur.
Tatbikata giren isimler Hüve noktasından intişar etmek-
tedir.
Sevgili Peygamberimiz, Allah'ımız tarafından ken-
disine lütfedilen peygamberlik vazifesini kırk yaşına gel-
meden önce de biliyordu. Ancak O, Allah'ımızın kelamını
ve emr-i ilâhisini beklemiştir. Nitekim kendisindeki husu-
siyet birçok kimse için bile malum iken bu hususiyetten
kendisinin haberdar olmaması mümkün değildir. Kırk ya-
şında, "Tebliğ et!" emr-i ilâhîsi zuhur edince ilâhî vazife-
sine başlamıştır.
Hüve sırr-ı ilâhîsi Allah'ımız tarafından hususiyede
tutulmuş, birçok manevî gönül bu noktadaki tatbikattan
Allah'ımızın kendilerine lütfetmesi ile haberdar iken bile
bu hususlar açılmamıştır. Hatmül Velâyet'in zuhur etmesi
ile bu hususiyet ayan olmuştur. Ancak Hüve noktasında-
ki hususiyet namütenahi bir sırr-ı ilâhiye olduğundan ne
kadar açılırsa açılsın yine de hususiyede kalmıştır.
Sevgili Efendimizden sonra Seb'ül Mesâni'deki
zuhur noktaları isim zikredilerek kişi olarak belirtilseydi,
nâs bunu yanlış taraflara çekebilirdi. Böylelikle bu nokta-
ların tabu yapılması durumu ortaya çıkabilirdi. Hâlbuki
Allah'ımızın zâtîyet-i ilâhîyesindeki hususi arzuların bu
37
Page 40
şekilde değerlendirilmesi doğru olmazdı. Her şeyin
Allah'ımızın vahdaniyet-i ilâhîyesi çerçevesinde değer-
lendirilmesi daha doğru olur.
Allah'ımızın kıyamete kadar olan hükmünün prog-
ramı çizilmiştir. Seb'ül Mesâni'deki sır, Hz.
Muhammed (s.a.v) yolundan görünecektir. Nihayete
yaklaşıldığı son zamanlarda bu sır, Hatmül Velâyet nokta-
sından açılacaktır. Nâs bu azim noktalardaki tatbikatı
kendi mahdut idraki ile değerlendirip kıskançlık duyma-
malıdır. Allah'ın zât tecellisinde kıskançlık olmaz. Kıs-
kançlık fark âleminde tatbikat görür. Nâs bu tatbikatı tev-
hid nokta-i nazarından değerlendirmelidir.
Seb'ül Mesâni hususiyeti taşıyan isimler,
Allah'ın ‘zâtü’z zât’ noktasından açılmalarıdır. Bu isim-
ler üzerinde münakaşa edilmesi ve itiraz edilmesi makbul
olmaz. Bu yüzden bu hususlar bugüne kadar açılmamış
ve hususiyede kalmıştır.
Hüve, Musavvir'indeki Seb'ül Mesâni arzuyu ilâhî-
sinin zuhurunu dilediği zaman, bu manevî tatbikatın yedi
isim ile fiiliyat göreceği lütfedilmiştir.
Hz. Muhammed(s.a.v)deki bu tecelliyat-
tan Allah’ın arzu ettiği gönüller de hissemenddir.
38
Page 41
İsrâ sûresi 1. âyetinde,
"Sübhanelleziy esra bi'abdihi leylen mine'l
mescidi'l harami ile'l mescidi'l aksalleziy
barekna havlehu linüriyehu min ayatina
innehu hüve's semiyu'l basıyr”
"Ayetlerimizden 'Hu'ya göstermek için
kulunu Mescid-i Aksa’ya bir gece isra
ettiren sübhandır. Muhakkak ki 'Hüve' 'es
Semi'dir 'el Basir'dir. buyrulmaktadır.
Hüve sırrının icraatta bulunduğu ‘İnsan’a âyetleri-
ni izhar eylemek için 'Hüve' sırrını o kulda açarak Mes-
cid-i Haram’dan Mescid-i Aksa'ya isra ettiren 'Süb-
han'dır. Ve o kuluna lutfetmiş olduğu makamı ifade et-
mektedir. Rabbimiz kulu olan Hz. Muhammed'i
(s.a.v) kendi huzuruna kabul buyurduğunda esasen kul-
luk noktasının nasıl ve ne olduğunu işaret buyurmaktadır.
'Hüve' sırrının zuhur edebilmesi için ‘abdiyet’ ve ‘ma-
budiyet’ de elzemdir. Sübhan ismi insanın düşünebilece-
ği ve tasavvur edebileceği her şeyden ve her türlü haya-
letten münezzeh olarak var olandır. Böylelikle nokta-i
mümessile olan Hz. Muhammed (s.a.v) her türlü düşün-
ce, tasavvur ve hayalin fevkinde olan tarafından davet
olunmuş olmaktadır.
39
Page 42
Hadise gece vuku bulmuştur. Zira bu vakadan son-
ra Allah'ımızın nur-u ilâhîsi Sevgili Efendimiz vasıtası ile
nâsa ve âlemlere bahşolunmuştur. Ve nâs zulmetten
nura çıkmıştır. Varlıklar içinde 'İnsan,' Allah'a
en yakın olan ve Allah'ın kendisini izhar eylediği varlıktır.
İsra’yı ve Miraç’ı husule getiren varlık hiçbir şey ile
mukayese olunamaz ve hiçbir şeye tabi değildir, aksine
bütün esma O'na tabidir. İsra ve Miraç hadiseleri ile insan
varlığı sübhaniyete ermiş olmakta ve 'Hüve' sırrının
zuhuru ayan olmaktadır. Yani insan kul olan varlığının
da aslı ve hakikatinin Allah’ın varlığı olduğunu fiiliyatla
idrak eder. 'Hüve'nin 'es Semi' ve 'el Basir' olması
Allah'ın zâtîyet-i ilâhîyesinin idrak olunması mânasına da
gelmektedir. Zira 'Hüve'nin 'es Semi' ve 'el Basir'
ismine sahibiyeti oluşu aynı zamanda bu sırr-ı ilâhînin
işitilir ve görülür hale gelmesi ve cismanî kemalâtına
ermeye doğru yürüyüşünün izhar olunması mânalarına
gelmektedir.
Seb’ül Mesani gönülleri bu âyetten hissemenddir.
Hz.Muhammed (s.a.v) den sonra da, Muhammed (s.a.v)
sırrından olan gönüller, Seb'ül Mesani'den görünürler. Bu
âyet Hz.Muhammed (s.a.v) den sonra da O'nun sırrından
görünecek gönüllere işaret etmektedir. Peygamber Efen-
dimizin velâyetinden görünen gönüllerde "Rahmeten lil
Alemin" ilhamı zuhur eder.
40
Page 43
Peygamber Efendimizin, "Miraç’ta bazı peygam-
berleri şu kat gökte, bazılarını şu kat gökte
gördüm…" buyurmasının mânâsı, her peygamberin bir
makamının olduğunun ifadesidir.
Önce bütün varlıklar Allah'ı ikrar etmişler ancak
ondan sonra bir terakki olmamıştır. Allah idraki insanlara
tebeyyün ettikten sonra, en ileri Allah anlayışı Hz.
Muhammed (s.a.v) ile vücud bulmuştur. İnsanlar ilk baş-
ta taşa, toprağa tanrı demeyi düşünmüşlerdir. Hz.
Muhammed (s.a.v) ile Allah anlayışı en olgun noktaya
gelmiştir. Şimdi ise Allah anlayışında sonsuz merhaleler
vardır. Bu da velâyet ile olmaktadır. Allah'ın var olduğun-
da (varlığında) herkes birleşmektedir. Nitekim balıkların
yüzgeçlerinde bile Allah yazmaktadır. Peygamberimiz,
"Allah var ama göründüğü nokta da, Allah'tan ay-
rı değil" yani "Kendi kul varlığından da vazgeçe-
ceksin." buyurmaktadır. Bunu en güzel anlatan hadis,
"Mutû kable en temutû" yani "Ölmeden önce ölü-
nüz" emr-i nebevîsidir. Hz. İmam-ı Ali, "Velâyet daha
ileri Allah idraki içindir; velâyet yolundan gider-
seniz siz de Peygamberler gibi terakki edersiniz."
buyurmuşlardır. Peygamber Efendimiz de, "El ulemâ-ü
veresetü-l enbiyâ el âlimu fi kavmihi ke'nnebiyi fi
ummetıhî el ulemâ-ü ümmeti keenbiyâi beni İsrail
/ Âlimler peygamberlerin varisleridir. Âlim kendi
kavmi içinde ümmeti içindeki peygamberi gibidir.
41
Page 44
Ümmetimin âlimleri İsrail oğulları peygamberleri
gibidir. " buyurmuşlardır.
Hz.İsa ikinci kat göktedir. O halde velâyeti anlayıp
ve idrak ikinci makamdır. Sonra diğer katlarla, toplam
‘yedi kat’ zikredilmiştir. Bu, yedi Allah idrakini işaret
eder. Yedi esmayı zikretmek de, bu yedi anlayışı işaret et-
mektedir. Bu yedi makam tamam olunca Allah'ımız, "Gel
buraya" buyurur. Bu nokta sekizinci kat cennettir ki, zât
cennetidir. Nefis ile yapılan bu çekişme (mücahede)te-
rakkiye vesiledir.
Hususi bir tecellimde; Cennette iken dünyadaki
hayatı düşündüm, oradaki makamıma göre dünya haya-
tındaki en berbat yerler bile çiçek bahçesi içindeydi. De-
mek ki herkes kendi makamına göre düşünmektedir.
Allah’da onda arzu ettiği makama göre lütfetmektedir.
Cennette güneş yoktur ama her taraf nur içindedir.
Allah'ımızın bu yedi isimdeki arzusu zâtî, tatbikatı
ise sıfatîdir. Yani bu yedi isimde göründüğü noktalar sı-
fat, bu noktaların hakikati ise zâttır.
Allah'ın bütün isimleri ve bu isimlere verdiği husu-
siyetin terakki etmesi ve kemal bulması için (Hüve her
an yeni bir şandadır arzusu icabı) sıfat olan isimlerin
madde olarak da zuhur etmesi icap etmekteydi. Nitekim
42
Page 45
Hz. Süreyya ve Bekrül Cezbi Hazretleri bir konuşma-
larında Hüve'nin bir gönül olarak da kemalatı ile görün-
mesinin zuhur edeceğini işaret etmişlerdir. Bu bakımdan
Hüve'nin Hatmül Velâyet olarak zuhuru bu noktanın
izharı manasınadır.
Bu durum Kur'an-ı Kerîm'de Haşr sûresi 23-24.
âyetlerinde,
"Hüvallahülleziy lâ ilahe illa hüve el meli-
kü'l kuddüsü's selamü'l mü'minü'l müheymi-
nü'l aziyzü'l cebbairü'l mütekebbir sübha-
nallahi 'amma yüşrikun. hüvallahü'l haliku'l
bariyü'l müsavvirü lehü'l esmaü'l husna yü-
sebbihu lehu ma fiy's semavati ve'l ard ve
hüve'l aziyzü'l hakiym."
"Hüve'dir Allah ki Hüve'den başka ilah yok-
tur. el Melik’tir, el Kuddüs’tür, es Se-
lam’dır, el Mümin’dir, el Müheymin’dir, el
Aziz’dir, el Cebbar’dır, el Mütekebbir’dir.
Sübhan’dır Allah şirk koştuklarından. Hü-
vedir Allah, el Halik'tir, el Barî'dir, el
Musavvir’dir. Onundur Esmaü’l Hüsna. Tes-
bih eder Onu semavatta ve arzda olanlar. Ve
'Hüve'dir el Aziz, el Hakim..." buyrulmaktadır.
43
Page 46
Bu hususiyetin Haşr sûresi’nde işaret edilme-
si, "Lillahil Vahidil Kahhar"a gidilirken Hüve'nin zu-
huru ile Allah'ımızın ilâhî programının Hatmül Velâyet
noktasından hatem bulacağını göstermektedir.
Bu yedi isimdeki hususiyetler
ALLAH
(CELLE CELÂLUHÛ)
Hüve kendisinde mevcut olan Musavvir arzusunun
meydana gelmesinde Allah ism-i câmisini tatbikata koy-
muştur ki, İsm-i Azam'dır. Onun için ilk isim Allah (c.c)
olarak tatbikat bulmuştur. "Lâ ilâhe illâllah" kelâm-ı
ilâhîsi Hüve'nin kendisinden halk ettiği Deryayı Nuru
Muhammed'in ilk beyanı olmuştur.
MUHAMMED RESÛLULLAH
(DERYAYI NURU MUHAMMED)
Hüve, Deryayı Nuru Muhammed'i halk etti ve ona
hamd ismi ile hitap etti. Yani Allah, Musavvir’inde,"Ben
bir halife yaratacağım." arzusunun izharı ile, kendin-
den kendine hamd etmektedir. Hüve bu yaratışı için ken-
disine hamd etmektedir. Allah, bu arzuyu insanlarda fiili-
yat ile görmektedir. Hatmül Velâyet sırrı, Hüve’nin arzusu
olan velâyet isimlerinde vardır. Bundan dolayı bu tevhid
44
Page 47
anlayışından bu gönüller de hissemenddirler. Onun için
yalnızca Allah'a hamd edilir.
Hüve'nin kendisinden halk eylediği Deryayı Nuru
Muhammed'in ilk beyanı, “Lâ İlâhe İllâllah” olmuşken,
Hüve bu beyana karşılık, "Muhammed Resûlullah" bu-
yurarak, ikinci bir isim zuhur etmiştir ki, Allah'ın arzuyu
ilâhîsinin ve tecelliyatının Muhammed, yani "Hamd" ismi
ile tatbikata konulacağını işaret etmektedir. Nitekim Sev-
gili Efendimiz, "Evvele ma halakallahu min nurî -
Allah evvela benim nurumu yarattı." buyurmuştur
ki, Allah’ımız Nuru Muhammed ile bütün âlemlere ilâhî
nizamını bildirmiş ve bütün âlemler de ‘Hamd’e varmış-
tır.
Seb’ül Mesani'deki asıl hususiyet, "Sana Seb’ül
Mesani’yi ve Kur'an-ı Azimi verdik" âyetidir. Pey-
gambere verilen Seb’ül Mesani nedir? Esas olan şu olsa
gerekir:
Seb’ül Mesani Allah'ın kıyamete kadar Peygambe-
rimize muzaf olarak ondan zuhur eden esmasını özel gö-
nüller vasıtası ile açıklayacağına işarettir. Peygamberimi-
zin Seb’ül Mesani tecelliyatındaki hususiyet de şu olsa
gerekir; ‘Muhammed’ ismi ‘Hamd’den gelmektedir. Bü-
tün varlıklar, Allah'ın Hz. Muhammed (s.a.v)'de açılması
ile hamde varmışlardır. Yani Hz. Peygamberimiz ile ilâhî
45
Page 48
kemalatını tamamlayan bütün varlıklar hamde varmıştır.
Peygamberimizden sonra zuhur eden Seb’ül Mesani gö-
nüllerinde açılacak olan esmanın Peygamberimizde var
olduğu gerçektir. Allah, bütün varlıklar üzerindeki arzuyu
ilâhîyesinin Peygamberimizde açılarak ileri zamanlarda
tatbikat göreceğine de işaret etmektedir. Peygamberimiz
"Rahmeten lil âlemin" olarak lütfedilmiştir. Seb’ül Me-
sani, Allah'ın Peygamberimiz ile bildirdiği ilâhî hakikat
programının Hz. Muhammed (s.a.v)'de tecelli ettiğinin
işaretidir. Kıyamete kadar onun programı yürürlükte ola-
caktır. Peygamberimizde açılan ilâhî feyzin kıyamete ka-
dar devamı ve bu fevkalâde idrakin ve terakkinin asr-ı
saadet olarak değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu
durumda o bir Peygamberdir, geldi ve gitti denilemez.
Çünkü asr-ı saadet onunla kıyamete kadar devamdadır.
Bu feyzi, Seb’ül Mesani gönüllerinde görmekteyiz. Asr-ı
saadet nasıl kıyamete kadar devamda ise, bu feyz-i
ilâhînin kıyamete kadar tekrar edilmesi de Seb’ül Mesani
gönüllerinde olmaktadır.
Seb’ül Mesani isimleri ile Hz. Muhammed (s.a.v)
tatbikatı yapılıyor. Müceddid sırrından olan O isimlerle
Peygamberimize, “Sana Sebü’l Mesani’yi ve Kur'anı
verdik”, buyrulmaktadır. Seb’ül Mesani isimleri ile
zâtîyet noktasından tatbikat yapan Hz. Muhammed
(s.a.v) dir. Seb’ül Mesani gönülleri,"İnnehu alîmün bi-
zatussudûr - gönüllerde dolaşan sırr-ı ilâhî" âyetin-
46
Page 49
den hissemend olarak tatbikattadırlar. Yani Allah, önce
o gönüllere arzusunu bildirmektedir. Sonra ilâhî arzu in-
san gönüllerine yayılmaktadır. Tekrarlanan yedi anlamın-
daki Seb’ül Mesani, kıyamete kadar tekrarlanacak sır de-
mektir.
Seb’ül Mesani gönüllerini tasdik etmek kurtuluşa
vabestedir. Kur’an’da, “Sana Seb’i Mesani’yi ve
Kur’an-ı Azim’i verdik” buyrulduğuna göre Seb’ül
Mesani gönüllerini tasdik etmek peygamberi ve O’na ver-
ilen rahmeti tasdik etmek manasınadır. Çünkü Seb’ül
Mesani gönülleri Hz. Muhammed’in (s.a.v) çizdiği sınırın
dışına çıkmamışlardır. Onun şeriatına ve nizamına son
derece dikkatlidirler. Bu tasdik ile rahmetten nasibedar
olunur. Bu tasdik mümin ve mümine noktalarında zuhur
eder. Deryayı Nuru Muhammed’i kabul edenler için bu
kabul onları mümin ve mümine yapar.
ALİYYÜL MÜRTEZA
(ŞAH-I VELÂYET)
Sevgili Efendimizde açılan velâyet hususiyetinin
Şah-ı Velâyet Hz. İmam-ı Ali yolundan, Hz. Muham-
med (s.a.v) meşrebinde yürüyeceği işaret edilmiştir ki,
Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hz.Ali'yi işaret ile; "İlmin
şehri benim Ali kapısıdır" (Bâbuhâ) buyurmuştur.
Bu, Peygamber Efendimiz’de zuhur eden ilm-i ilâhîyenin
47
Page 50
Hz.Ali'de zuhur edeceğini işaret etmektedir. Ayrıca din ve
maneviyatın haddizatında velâyet ile idrak olunup biline-
bileceğine de işaret vardır.
Aynı zamanda Seb’ül Mesani sırrından Hz.Ali
Efendimizin de zuhur edeceğini göstermektedir. Dolayısı
ile Hz.Ali yolundan yani velâyet yolundan yüründüğü
takdirde, Allah'ımızın Musavvir’indeki "Ben bir halife
yaratacağım." arzusundaki velâyetin en güzel mümes-
sil noktası olarak Hz.Ali gösterilir. Allah’ımız velâyet-
teki tecelliyat-ı ilâhîyeyi Hz.Ali'de açmaktadır. Bu tecelli-
de Allah'ın zuhur edeceği velâyet noktalarına insanların
teveccüh etmesinin lazım geldiğinin anlatımı vardır. Bu
ise ancak velâyet yolu ile insanların Allah'a yakınlık bula-
cağının bir ifadesidir. Allah'ımız velâyet yolu ile kendisi-
ne yakınlaşmaya ve idrakine imkan veriyor. Maide sûresi
35. âyetinde,
“Ya eyyühelleziyne amenuttekullahe veb-
teğû ileyhilvesiylete ve cahidu fiy sebiylihî
le'alleküm tüflihune”
“Ey iman edenler Allah'a takva edin ve ona
yaklaşmaya 'el vesîle'yi arayın ve onun yo-
lunda mücahede edin umulur ki felâha erer-
siniz.” buyrulmaktadır.
48
Page 51
Vesile noktası velâyettir. Peygamberimizin intika-
linden sonra herkes halife seçimi ile meşgul olurken Hz.
Ali iltifat etmedi. Çünkü aslolan velâyettir. Velâyet yolu-
nun ileri terakkilerde hususiyetler arz ettiği görülmekte-
dir. Velâyet yolu insanı Seb'ül Mesani lisanına va-
kıf kılar.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) Allah dinini ikmal et-
miş ve ahlâk-ı ilâhîyeyi tamamlamıştır. Peygamberimiz-
den sonra ise velâyet yolundan yürünmüştür. Yani Şah-ı
Velâyet olan Hz. Ali ile dinde velâyet yolu açılmıştır.
Peygamberimiz, “Beni gören Hakkı gör-
müştür.” buyurmakla Allah’ı ‘Muhammed’ (s.a.v) ismi
ile müşahede etmek gerektiğini işaret etmiştir. Hz. Ali ile
de velâyet yolundan bu hamdi yerine getirmek icap eder.
O halde Hz. Ali bir devirdir, Hz. Pirimiz bir devirdir.
ABDÜLKADİR GEYLÂNİ
(GAVS-ÜL AZAM)
Velâyetin ilâhî âlemlerdeki tatbikatını işaret eden
isimdir. Gavs-ül Azam ismi aynı zamanda bütün âlemler-
de Nizam-ı İslâm'ın tatbikatta olduğunu işaret eden bir
isimdir. ‘Sırr-ı Gavs’ ve ‘Sırr-ı Baz-ü'l Eşheb'dir. Bu,
mânevî yolun Allah’ın her an yeni ilim ve feyz lütfetmesi
ile devam ettiğini, aynı zamanda da maneviyatın ilâhî bir
okul olduğunu belirtir.
49
Page 52
Hz. Pirimizin “Gavs” tecelliyatı bütün âlemlerde
Allah'ın arzusunun ve zevkinin tatbikatıdır. Bütün ilham
ve beyanlar Allah'a muzaf olmak üzere kelâm Allah'a ait;
ama ifade ve anlatım Seb'ül Mesani lisanından ol-
maktadır. Herkes konuşma lisanındaki değişikliklere ta-
kılmaktadır. Ancak muhakkak ki, Seb'ül Mesani arzusun-
daki gönüllerin lisanı ne Süryanice ne Arapça’dır,
“RABÇADIR”. Bu şudur ki, insanlar Seb’ül Mesani
lisanındaki ilmi idrak edemiyorlar. İnsanlar o gönüllerde-
ki ilmi ve terakkiyi değil de kudreti arıyorlar. Yani hep ke-
ramet aranmaktadır. En büyük keramet Allah'ın ilmidir,
beyanıdır, feyzidir. Aslında balık suda yüzer ama makamı
balık; kuş uçar ama makamı kuştur. İnsanda bütün varlık-
ların tecelliyatı mevcuttur. Ancak insanlar kuvveti ilâhî
nizama göre değil de, kendi arzularına göre kullanmak is-
tiyorlar.Gavsiyet Allah'ın nâs üzerindeki arzusunu işaret
eden bir hususiyettir. Hz. Abdülkadir Geylâni maneviya-
tın Allah’ın nizam-ı ilâhîsi üzerine yürütülmesini arzu et-
miştir. Dergâh tatbikatı da budur. Nitekim Hz. Pirimiz ile
İslâm âleminde dergâhlar yayılmış ve Allah dinini yay-
mışlardır.
AHMED SÜREYYA EMİN
(HATEM-Ü’L PİR)
Hz. Süreyya piriyet noktasında ileri gönüllerdeki
tecelliyatın hususiyetlerini açmış ve son günler yaklaştı-
50
Page 53
ğında o gönüllerde bizzat Allah'ın kendisinin Makam-ı
Zâtîyet’ten ilham ve beyan indireceğini belirtmiştir. Bu-
na istinaden Hz. Süreyya varidatlarında bir kulun yarata-
nı olan Allah'a ne kadar yaklaşacağını ve Hakk'ta ne ka-
dar mahviyete erebileceğini ifade etmiştir. İnkılâb-ı Ke-
bir’e doğru giderken piriyet konusunun en ileri noktadan
ifade edilmesi Seb’ül Mesani sırrından görünmüş olan
Hz. Süreyya ismindeki tecellinin bir etap olarak tatbikat
bulması iledir. Her Seb’ül Mesani ismi maneviyatta bir
etaptır. Seb’ül Mesani'de piriyet zuhuru da vücûd bul-
muştur.
Hatem-ü’l Pir, piriyet hususiyetinin, yani ma-
kam-ı pirlik noktasının kemal bulduğu isimdir. Reis-ü'l
Mürşidîn’lerin nokta-i hakikatinin ayan olması bu ismin
asarındandır. Maneviyatın piriyet noktasından ifade ile
bu tatbikatın Allah’a ait olduğunun beyanıdır.
PÂK MUHAMMED ALİ
(SIRR-I MEHDİ)
Kıyamete yaklaşıldığı zaman geçerli olan tek şey
imandır. Son günler olmasından dolayı, Allah’a doğru bir
iman herşeyin fevkindedir. "El Hadi" ismi ile Allah'ımız,
bütün âlemlere, doğru bir iman için teklif yapar. Bu fiili-
yatın icra olacağı isim, "Mehdi" ismidir ki, hidayet kö-
künden gelir. O ismin asliyeti Pâk Muhammed Ali'dir.
51
Page 54
Çünkü hidayet teklifinden sonra bu teklifi kabul eden ve
"saddaktu" diyenlerin "taazzu" bulacağını (terakki edip
yükseleceğini) Yasin sûresi 59. âyetinde buyrulduğu gibi,
“Vemtazü'l yevme-Sizler (hidayete ermiş olanlar)
mücrimlerin arasından taazzu bulun (yükse-
lin)”şeklinde anlaşılmalıdır. Yani bu, manevî olanlarla
olmayanların belirlenmesi içindir.
HATMÜL VELÂYET
Allah'ımızın, "El Hadi" isminin tecellisi olan meh-
di sırrının insanlara yaptığı hidayet teklifinden sonra,
gerçek hidayeti idrak etmiş olan gönüllerin ve Allah'ın ar-
zu buyurduğu isimlerin hatminin tamamlanması icap
eder. O zamanda doğru imanda olanların, olmayanlar-
dan ayrılması için onların ‘taazzu’ bulması, yani mücrim
olanların arasından -yükselmesi- gereklidir. Kur’an’daki
peygamber kıssalarındaki anlatımlarda daima peygamber
ve ona tâbi olanlar suçluların arasından taazzu bulmuş-
tur. Yani Allah müminleri seçip almış ve geride kalan
suçlulara nizamı icabı hükmünü tatbik etmiştir. Aynı tat-
bikatı bu zamanda da düşünmek icap eder. “Vemtazü'l
yevme ” sırrı icabı bu hatmin yapılabilmesi
için Allah'ın tatbikat isminin zuhuru gereklidir. Yani
velâyetin bu isimleri tasdiki gereklidir. Bu isim
Hatmül Velâyet'tir. Böylelikle tekmil peygamberan ve
evliya isimlerindeki velâyet sırrı Allah’ın Hatmül Velâyet
52
Page 55
ismi tarafından tescil edilmiş olur. Hatmül Velâyet esra-
rından nur almış olan peygamber ve evliya isimleri
Hüve’nin tasdikindedirler. Onlar da bu esrarın idrakinde-
dirler. Hatmül Velâyet noktasından namütenahi ismin zu-
hur etmesindeki hususiyetlerden birisi de bu olsa gerek-
tir.
Var oluşun gayesine varmak, velâyeti tasdik ve ik-
rar iledir. Peygamberleri ve velileri kabul etmeyen bu hu-
susta eksik kalır. Hatmül Velâyet, bütün âlemlerdeki pey-
gamberan ve velilerdeki tatbikat olan, “Ben bir halife
yaratacağım.” arzusunun ifadesidir. O sırrı tasdik, ger-
çek selamettir.
Bir gün Hazret-i Fahr-i Âlem (s.a.v) Efendimiz, Ebû
Zerr-i Gıfâri (r.a)'ye buyurdular ki: "Yâ Ebâ Zerr Allah
güzeldir, güzeli sever. Benim niçin gamlandığımı,
ne düşündüğümü ve neye müştak olduğumu bili-
yor musun, yâ Ebâ Zerr? " Oradakiler: "Bilmiyoruz
yâ Resûlullah. Gamını ve düşünceni bize haber
ver yâ Resûlullah." Resûlullah (s.a.v) bir "Allah!" de-
di: "İştiyakım benden sonraki ihvânıma kavuşmak
içindir. Onların durumları şudur ki; babalarından
ve kardeşlerinden sadece Allahû Teâla'nın rızâsını
kazanmak için ayrı düşerler. Malı Allah için terk
ederler. Nefislerini tevâzu ile hor hakir ederler.
Şehevâta ve dünya fuzuliyyâtına rağbet etmezler.
53
Page 56
Allah'ın beytlerinden bir beytte (evde) Muhabbe-
tullahtan dolayı mağmum (gamlı) ve mahzûn ola-
rak toplanırlar, kalblerini Allah'a verirler. Ruhları
Allah'a bağlı, onları bilmek Allah'a ait. Onların
birinin hastalanması bir sene ibadetten efdal
olur. "Eğer istersen anlatayım yâ Ebâ Zerr?" "İste-
rim ya Resûlullah."
"Onlardan birisi vefat ettiği zaman Allah in-
dindeki şereflerinden dolayı semâda ölenler gibi-
dirler. Eğer istersen daha anlatayım yâ Ebâ Zerr?
"
"İsterim ya Resûlullah." "Onlardan birisi el-
bisesindeki bir böcekten müte'ezzi (incinen) oldu-
ğu vakit ona Allah indinde yetmiş hacc ve gazve
ecri ve İsmail zürriyyetinden kırk köle azad etmiş
sevabı verilir, onlardan da her birisi on iki bin ki-
şiye mualdir.(bedeldir) Eğer istersen daha ziyade
edeyim ya Ebâ Zerr? " "Evet yâ Resûlullah" "Onlar-
dan birisinin arkadaşları arasında iki rekat namaz
kılması Nûh (a.s) 'un Cebel'i Lübnan'da bin yıl
ibadet ettiği gibi ibadet eden bir adamın ibade-
tinden daha efdaldir. İstersen daha ziyade edeyim
yâ Ebâ Zerr? " "İsterim yâ Resûlullah." "Onlardan
birisinin tesbihi kıyamet gününde bütün dünya
dağları kadar altın tasadduk edip de gelen bir
54
Page 57
kimsenin ecrinden daha fazladır. İstersen daha
sayayım ya Ebâ Zerr? " "Evet yâ Resûlullah." de-
dim. Mefhar-i Mevcûdât Sallallahu Aleyhi vessellem
Efendimiz saymaya devam ederler: "Onlardan birine
bir kere nazar etmen, Allah indinde Beytullah'a
nazar etmenden daha sevimlidir. Onun sevindirdi-
ği kimse, Allah'ın sevindirdiği bir kimse gibidir.
Onu ithâm eden, Allah'ı ithâm etmiş gibidir. Eğer
istersen ziyade edeyim yâ Ebâ Zerr?" "Evet yâ
Resûlullah." "Onların yanına günahlarda ısrar ede
ede hantallaşmış bir topluluk oturunca Allah on-
ları nazar -ı rahmeti ile nazar edip günahlarını on-
ların hürmetine affetmeden kalkmazlar. Ya Ebâ
Zerr onların gülmeleri ibadettir, şakalaşmaları
tesbihtir, uykuları sadakadır. Allah onlara her gün
yetmiş kere nazar eder. Ben bunlara müştakım ya
Ebâ Zerr."
Resûlullah (s.a.v) bitkin bir şekilde saçlarını düzelt-
ti, sonra başını kaldırdı, ağlıyordu, gözyaşları gözlerinden
inci daneleri gibi dökülüyordu. Bir kere daha "Allah!"
dedi. "Onlara müştakım, onlara kavuşmak istiyo-
rum." sonra Nebi (s.a.v) Efendimiz: "Allah'ım onları
muhafaza et, muhaliklerine (onları helâk etmek
isteyenlere)karşı onlara yardım et, kıyamette gö-
zümü onlarla nurlandır." "Dikkat edin muhakkak
ki evliyaullah... Ne korku vardır aleyhlerine ne de
55
Page 58
mahzun olurlar."(Yunus sûresi 62 ) buyurdular. Sema-
ratü'l- Fuat sf: 32)
Allah'ımız, bu dünyayı Âdem'deki arzu ve tecelliya-
tına göre tertip buyurmuştur. O arzunun bu dünyada ol-
maması demek, dünyanın bir mâna ifade etmemesi de-
mektir. Çünkü dünya, Allah'ımızın arzu buyurduğu "İn-
san"a yani, "İnsan-ı Kâmil"e göre ve O'na nazire olarak
yaratılmıştır. Asıl gidince sûretin bir işe yaramayacağı
aşikârdır. Onun için son velinin ahirete intikali, bütün
peygamberlerdeki tatbikat gibi O ve O'na iman edenlerin
bu âlemden gayb olması da bu dünyanın kıyameti mana-
sına gelmektedir.
Bu noktada “Hatmül Velâyet” ile “Son Veli”nin
izahının yapılması gerekir: Hatmül Velâyet, Allah’ın ken-
disidir. Ancak mümessil noktası olarak yeryüzünde bir
gönül zuhur eder. O gönül çok hususiyede olarak Hatmül
Velâyet isminin kemalatını tamamlayacaktır. ‘Ehl-i
Mağrib’ ahir zamanda Allah’ın Hatmül Velâyet sırrı-
nı tasdik eden velâyet gönülleri olsa gerekir. Son velinin
ise Hz. Muhyiddin-i Arabî’nin Füsûs-ül Hikem kitabında
bahsedildiği gibi Çin’de zuhur edeceği haber verilmiştir.
Hatmül Velâyet, Allah'ımızın varlıkları meydana
getirerek yapmış olduğu tatbikatın hususiyeti ile ilgili bil-
gi vermektedir. Aynı zamanda Allah'ımızın isimlerle yap-
56
Page 59
mış olduğu tecelliyattaki mâna ve hususiyeti de ifade et-
mektedir. Allah'ımızın isimler üzerinde ve insanlar üzerin-
deki tecelliyatında, o isimlerdeki hususiyetler anlatılmak-
tadır.
"Ehl-i Mağrib" son zamanda Hüve'den görünen
Zamanın İnsanı'nı kabul ve tasdik edenlerin hususiyeti ol-
sa gerektir. Son zamanda bu inançta olan insanlar "Ehl-i
Mağrib" olarak değerlendirilmektedir. Her zaman dili-
minde Seb'ül Mesani'den görünen ilâhî gönülleri kabul
edenler ve Zamanın İnsanı'na tâbi olanlar da bu husiyet-
ten feyizmenddir.
Seb’ül Mesani gönülleri daima, “Lâ mevcude illa
hû” yani, O’ndan başka bir mevcûd olmadığının
idrakindedirler. Böylelikle Seb’ül Mesani gönülleri,
“Allah hiçbir kayda ve şarta bağlı değildir.” hük-
müne mazhar olurlar. Zaten Allah’ımızın o gönüllerdeki
arzusu da böyledir. Yani o gönüllerde Allah’ın arzu ve
tatbikatı bizzat görünmüş olur. Seb’ül Mesani gönülleri
dünyevî fikirler ile tahdit edilemez. Seb’ül Mesani nok-
tasını tasdik eden mânevî gönüller de bu sırlardan
feyziyab olmuşlar ve namütenahi terakki etmişlerdir.
Manevî yolda, ‘şu kadar zikir çektim, ona karşılık
böyle olsun’ diye dua ve iltica edenler vardır. O makam-
dan doğru olabilir. Ancak bu, Allah’ı icbar etmek manası-
57
Page 60
na gelebilir ki, makbul bir hâl olmasa gerekir. Allah’ı bir
karşılık bekleyerek zikretmek yerine, O’na olan sevgimiz-
den ve muhabbetimizden dolayı zikretmek daha mak-
buldür.
Seb’an Minel Mesani âyetindeki “Mesani” kelime-
sindeki anlam “istisna” kökünden alınırsa mâna;
“Umumi velâyetten istisna edilen yedi isim” yani
bir anlamda “seçilmişlerden yedi gönlü” işaret et-
mektedir.
Şurası muhakkaktır ki, Allah’ın namütenahi velileri
vardır. Ancak Seb’ül Mesani için “seçilmişlerden yedi-
si” anlamında hususi gönüller işaret edilmektedir. Tekmil
velâyet Hüve’den görünmektedirler. Onların hepsi de
Seb’ül Mesani sırrından feyz ve nur almışlardır. Ancak
onların arasından yedi hususi isim Seb’ül Mesani isimleri
olarak Hz. Muhammed’e (s.a.v) lütfedilmiştir.
Sevgili Efendimiz Seb’ül Mesani’yi işaret eden bir
hadis-i şeriflerinde, “İyi bilin ki bana Kur’an verildi;
O’nun bir misli de bende vardır.” buyurmuşlardır.
(Ahmed bin Hanbel)
Peygamberimizin bu beyanına göre, hadîs-i şerifler
de Kur’an gibidir. Yani Allah kelamıdır. Bir diğer mâna
olarak, İslâm evliyası da Kur’an-ı Natık olarak ‘misli’ sır-
58
Page 61
rından görünmüşler ve Peygamberimizde açılmış olan
ilâhî rahmeti insanlara dağıtmakla vazifelendirilmişlerdir.
Hicr sûresi 87. âyetinde,
“Ve Lekad ateynake seb'an mine'l mesani ve'l
Kurane'l azim”
“Ve andolsun sana 'Sebi Mesanî'yi (senâ
edilmişlerden yedisini) ve Kur'an'ı Azîmi
bahşeyledik." buyrulmuştur.
Âyette Sebül Mesani'yi sana verdik buyruluyor.
Bu, Allah'ın Musavvir'indeki arzusuna da işarettir.
Allah bu arzusunu Deryayı Nuru Muhammed ile izhar
etmiştir.
Seb’ül Mesani hususiyetinin açılması ve ancak ken-
disinin bildiği hususi isimlerle bu tatbikatın yapılmış ol-
masının sebebi şudur: Eğer Sebül Mesani isimlerindeki
hususiyeti haber verselerdi herkes o isimlerdeki hususi-
yetleri kendilerine hamlederdi.
Seb’ül Mesani Hz. Muhammed (s.a.v) ile bilin-
miştir. Kur’an’daki “sana verdik” hitabı ile Seb’ül
Mesani Hz. Muhammed’den (s.a.v) sonra zuhur edecek
gönül noktalarını da işaret etmektedir. Kur’an’ı manevî
59
Page 62
yönden idrak edemeyen bazı kimselerin Seb’ül Mesani
sırrındaki gönül noktalarını Kur’an-ı Kerîm ile tahdit etm-
eye kalkmaları doğru olmaz. Çok ileri velâyetten zuhur
eden sözleri, hakikatlerden bîhaber olan kimselerin
Kur’an ve din anlayışı ile tahdit etmeleri doğru olmasa
gerekir. Yahut da aklımız idrakimiz almıyor diyerek büyük
velilerin sözlerini tekfire yeltenmek hatta aleyhlerine
olarak Kur’an’dan deliller icat etmek hakiki bir yanılgı
olsa gerekir. Çünkü onlar için, “Sana Seb’ül Mesani’yi
ve Kur’an’ı verdik.” buyruluyor. Onun için Seb’ül Me-
sani olan gönüllerde, “Anın ashabı bilin baş eğmez
ahkâm-ı Kur’an’a” beyanı vardır. Ânın ashabı olanlar;
Allah’ın Ehl-i Beyt’i olan çok ileri gönüller olsa gerekir.
Burada “Baş eğmez ahkâm-ı Kur’an’a” sözü yanlış
anlaşılmamalıdır. Bu, Allah’ın o gönüllerdeki tatbikatı hiç
bir şeyle tahdit edilemez manasınadır. Bu idrake ve
makama varmamış olanların kendi eksik din ve maneviy-
at anlayışları ile Seb’ül Mesani gönüllerini değerlendirm-
eye kalkmaları hata olur.
Nitekim bu cümleden olarak Hz. Ali Sıffıyn Sava-
şı’nda Muaviye’nin askerlerinin Kur’an-ı Kerîm sahifeleri-
ni mızraklarına takması üzerine savaşmaktan geri duran
askerlerine hitaben, “O Kur’an-ı Samid’dir;(susan
Kur’an) ben Kur’an-ı Natık’ım” (konuşucu Kur’an)
buyurması bu noktayı da işaret etmektedir.
60
Page 63
Bu ifade Hz. Mevlâna’nın, ‘Seb’ül Mesani
Lisanı’ olarak ifade ettiği bir lisân-ı azîmdir ki, bu ma-
kamı idrak kolay olmasa gerekir.
Kur'an-ı Kerîm, Allah kelamı olduğundan mânası
sonsuzdur. Allah'ımız ilâhî rahmetini ve hususiyetlerini,
"İnsan" ile nâsa ulaştırmıştır. Kur'an'daki âyetlerin mâna-
ları namütenahi olmakla beraber, bu âyetteki sırr-ı husu-
siyetin bir mânası da şu olsa gerektir:
Burada "mesani" senâ edilmiş yani, övülmüş
olandır. Övülen Allah'tır. Senâ edilmiş olanlar, Al-
lah'ın hususiyesinde olanlardır ki, onların sayısının yedi
olduğuna işaret edilmektedir.
Hz. Peygamberimiz, "Ali'yi zikir ibadettir." bu-
yurarak bu gerçeğe işaret etmiştir. Yani, "Allah'ın tas-
dik ettiği bir gönlün ismini zikir ibadettir." buyu-
ruyor.
Zikir yapılırken de yedi esma çekildiği malumdur.
Nefis mertebeleri yedidir. Ancak yedi nefisten terakki
edilerek kemalat zuhur ettiğinde, senâ edilmişlerden olu-
nur. Efendimiz yedi cenneti geçerek zât cennetine ulaş-
mıştır. Burada övülmüş olan yedi, tüm âlemlerde övül-
müş olanı işaret etmektedir.
61
Page 64
Yedi isim, zâtî isimlerdir. Hüve'nin açıldığı nokta-
lardır. Bu yedi ismin hiçbiri kendine bir şey atfetmez. Bu
yedi isim, Allah’ın kemalatını bildiren isimlerdendir.
Hz.Abdülkadir Geylâni'nin Hz. Muhammed (s.a.v) meşre-
binde ve Hz. Musa neşesinde olması ‘Muhammed’
(s.a.v) ismindeki terakkiyi, yani “Hatem” noktasını gös-
terir. Burada Allah dininin ‘Musa’ ismindeki kemalat
noktası işaret edilmektedir. ‘Hatmül Velâyet'te diğer ve-
lâyet isimlerinin zuhur etmesi de o isimlerin Hatmül
Velâyet noktasından feyz almasına ve kemal bulmasına
sebep teşkil eder. Hatmül Velâyet Allah'ın velâyet arzusu-
nun kemalatını gösterir. Hatmül Velâyet'te Hz. Yahya
ve Hz Hüseyin zevkleri vardır. Onlar Allah'ın niza-
mını müdafaa için canlarını feda etmişlerdir. Allah'ın
vahdaniyeti için cansiperane müdafaaları olmuştur.
Onun için ruhen çok ileri terakki etmişlerdir.
Dünya kadınları iki kişi için çok ağlamışlardır: Hz.
Hüseyin ve Hz. Yahya.
Allah'ın ruhaniyetini en ileri derecede temsil ettiği
için, nefis noktasının hususiyetini taşıyan kadınlar da ru-
hu talep ettiğinden onlar için ağlamışlardır. Nitekim Pey-
gamberimizin babası Hz. Abdullah’ın tatbikatında bu hu-
sus vardır: Bir hanım Kâbe'de Peygamberimizin babası
Hz. Abdullah'a “Beni al” diye yalvarır. Hz. Abdullah
onu almaz. Sonra Hz. Abdullah Hz. Amine ile evlenir. Ve
62
Page 65
o zaman evlenmek isteyen hanım Hz. Abdullah'a bak-
maz. Hz. Abdullah merak eder. Hanım der ki; "Çünkü
taşıdığın nur artık sende yok. O nur, evlendiğin
hanıma (Hz.Amine'ye) geçmiştir.”
Talak sûresi 12. âyetinde,
“Allahülleziy haleka seba semavatin ve mi-
ne'l ardı mislehünne yetenezzelü'l emrü bey-
nehünne litalemü ennallahe ala külli şey'in
kadiyrün ve ennallahe kad ehata bikülli
şey'in ilmâ”
“Allah O yüce yaratıcıdır ki yedi kat göğü
ve yerden de onların mislini yaratmış-
tır. Allah’ın emri ve hükmü bunlar arasın-
da inip durur ki, Allah’ın her şeye kadir ol-
duğunu ve Allah’ın her şeyi ilmiyle ihata et-
tiğini, O’nun ilmi dışında hiçbir şey olma-
yacağını siz de bilesiniz.” buyrulmaktadır.
Âyette işaret edilen ‘yedi gök’ Seb’ül Mesani gö-
nülleridir. Seb’ül Mesani gönüllerinin birinden bir söz sa-
dır olsa hepsi tasdikdedirler. Yeryüzünde “Misli” noktası
da Zamanın Sahibi olan gönül noktasıdır ki, Seb’ül
Mesani sırrından feyz alır. O zamanın velâyet gönülleri de
O’ndan feyz alırlar.
63
Page 66
Hüve'nin Seb'ül Mesani'deki tatbikatları bu isimler-
le mümkün olmuştur diyerek yedi isim zikredilir. Allah is-
mindeki "İsm-i Azam" hususiyeti, Hz. Muhammed
(s.a.v) ismindeki "Hamdiyet", Hz.Ali ismindeki "Ve-
lâyet", Hz.Abdülkadir Geylâni ismindeki "Gavsiyyet",
Hz.Süreyya ismindeki "Piriyyet", Pâk Muhammed Ali
ismindeki “Hidayet” ve Zamanın Sahibi’ndeki "Hatmül
Velâyet" ismindeki hususiyetleridir.
Peki bu hususiyetler bir isimde vardır da diğer
isimlerde yok mudur? Bilakis, her isim bu hususiyetler-
den hissemenddir. Misal olarak; Allah'ın ‘Gavsiyyet’ is-
mi vardır. Bu isim, yedi isimde de tatbikattadır. Ama mer-
kez noktası, kemal noktası Hz. Pirimiz'dedir.
Biz sana Seb’ül Mesani‘yi ve Kur’an’ı ver-
dik.” âyeti ile bugüne kadarki anlatımların fevkinde bir
mâna olduğu zuhur etmiştir. Seb’ül Mesani ile gerek bu
dünyada, gerek ahirette, gerekse diğer âlemlerde tatbika-
tı olacak hususi isimler işaret edilmiştir. ‘Gavsiyyet’ de
tam mânâsı ile bilinmiş değildir. Ancak Gavsiyyet tüm
âlemlerde icrası olan bir gönül noktası olarak anla-
şılmalıdır. Allah’ımız, bütün tatbikatları “İnsan”ı esas
alarak yapmıştır.
Gavsiyyet zuhur eden gönülde Bazü’l Eşheb ar-
zusu da zuhur eder.
64
Page 67
Pâk Muhammed Ali Hazretlerinin bir hususiyeti
olarak Allah'ın ‘el Hadi’ isminin zuhuru ile Mehdi sırrı-
nın zuhura geldiği muhakkaktır. Mehdi sırrı
Hz.Muhammed'(s.a.v) deki ‘Hamd’ ve Hz.Ali'deki
‘Velâyet’ arzularını ifade etmektedir.
Seb’ül Mesani'nin incelikleri hakkında
Rabbimizin lütûf buyurdukları
Kur’an-ı Kerîm namütenahi anlamları ihtiva
etmekle birlikte her ismin Kur’an’da bir mânâsı ve özü
vardır. Bu mânâda Seb’ül Mesani isimlerinin Kur’an âyet-
lerindeki hususiyetlerinden bazıları da şöyle olsa gerekir:
"Bismillah'ir Rahman'ir Rahim-Allah'ın Rah-
man Rahim ismi ile."
Rahman ve Rahim olan Allah'tır.
Rahmandır - rahmet edicidir. Rahimdir- insanları
rahmetinde muhafaza eder. Onun için hamd ve şü-
kür Allah'a aittir.
İmdi, "Bismillahir Rahmanir Rahim" bütün
isimlerin Allah'a ait olduğuna ve Allah'ın "Er Rahman"
ve "Er Rahim" isimlerinin icrası ile "Sahibür Rahman"
olduğuna işarettir. Allah'ın kendisidir ki, O vasıflar
Allah'a aittir.
65
Page 68
"El Hamdü lillahi rabbil âlemin - Hamd
Âlemlerin Rabbi Allah'adır."
Allah'ımız, "Muhammed" (s.a.v) ismi ile insanların
kendisine yakınlığını lütfetmiş ve o isimle insanlara şefa-
at ederek selamete çıkaracağını belirtmiştir. İnsandaki
kulluk kemalatını "Muhammed" (s.a.v) ismi ile ikmal et-
miştir.
‘Allah’ ismi bütün peygamberler, veliler ve insan-
lar için malûm bir isimdir. Allah yakınlık verdiği gönülde
Allah ismi olarak tatbikat yapmaktadır. O gönülle bera-
berliği vardır. Allah ismi, dost, refik her şeydir. Peygam-
berimiz onun için Refîk-i Âlâ buyurmuştur. Refîk-i
Âlâ, Hüve'nin tatbikat ismi olan Allah, yani Hüve ol-
sa gerektir.
"Allah" ism-i celîlinin "Muhammed" (s.a.v) ismi
ile bütün âlemlerde zuhuru arzu ve dilek buyurduğuna,
‘Rububiyyet’ tatbikatı yaptığına ve "Muhammed"
(s.a.v) isminde aynı zamanda "Sahibür Rahman" ismi-
nin gizli olduğuna işarettir. Nitekim Hz. Muhammed Ali
Özkardeş, Süreyya Divanı'nın önsözünde, "Sahibür
Rahman" isminin. "Muhammed"(s.a.v) isminde gizli
olduğunu açıklamıştır. Allah'ımız, "İsmin ismim ile
anılsın Ya Muhammed." buyurmuştur.
66
Page 69
Sevgili Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde, "Beni
gören Hakk'ı gördü." buyurmuştur. Bu beyan,
"Muhammed" (s.a.v) isminde "Sahibür Rahman" ismi-
nin gizli olduğuna işarettir. Esasında bu sır görmeyen
içindir, yoksa gören için bu sır değil, açıkça görünen ken-
disi olduğu hakikatini tasdiktir.
"Er Rahman'ir Rahim - Rahmandır Rahimdir."
Allah, "Velâyet" ismi ile ilâhî sır yolunu açmıştır.
Allah'ımız velâyet noktası ile insanlara her an rahmet
edeceğini ve insanların ancak velâyet yolu ile selamete
ereceğini bildirmektedir.
Allah’ın bütün insanlarda arzu ettiği velâyet yolu-
dur. Velâyet yolu da Hz. Peygamberimizin, (s.a.v) “Siz-
lere Allah’ın kitabını ve Ehl-i Beyt’imi emanet bı-
rakıyorum.” emr-i ilâhîsinde buyurduğu şekliyle
Kur’an’ın ve onun sırr-ı hakikati olan Ehl-i Beyt’ten yü-
rümüştür. Filhakika Hz. Ali de ‘Şah-ı Velâyet’ olarak,
Sevgili Efendimizden sonra velâyetin yürüdüğü isimdir.
"Maliki yevmiddin - Din gününün malikidir."
Allah’ımızın o büyük günde vazifeli gönülleri var-
dır.
67
Page 70
Şuara sûresi 88-89. âyetlerinde,
“Yevme lâ yenfeu malün ve lâ benune illa
men etallahe bikalbin seliym”
“Bir gün ki ne mal ne de oğullar fayda verir.
Ancak kalbinde Allah’ın selamını alanlar
başka...” buyrulmaktadır.
Onlar kalplerinde “es Selâm” ilhamını alan
velâyet gönülleridir. Onlar mahşer meydanında şefaat ile
vazifeli olarak görüneceklerdir.
Buna muzaf olarak Hz.Pirimiz, "O büyük günde
benim kimler için şefaat talep ettiğimi ve müna-
zara eylediğimi görünce hayret edeceksiniz." bu-
yurmuştur. Gönlünü Allah'a vermiş olan zâttır ki, Allah'ın
izni ile bu vazifeyi yapar.
Âlem-i ilâhîden esfele safiline, bütün avalimde
olan her "nur", "yevm" olarak da bildirilmiştir ve "yev-
middin"dir.
“Lillahil Vahidil Kahhar” zuhur edince kullar
nedamet getirecek ve af dileyecektir. Kullar kendi işle-
diklerinin suç olduğu kanaatindedirler. Ancak
Allah’ımız rahmeti icabı kendi nizamı içinde vazifelerin-
68
Page 71
de eksiklik olan kullarını bağışlamak isteyecektir. Allah,
bu arzusunu da vazifeli gönülleri ile yapacaktır. İş-
te Allah’ın vazifeli gönüllerinin günahkâr kullar
için Allah’tan bağışlama dilemesine şefaat denir.
"İyyake nabüdü ve iyyake nestain - Sadece
sana ibadet eder ve sadece senden yardım diler-
iz."
Piriyyet makamının kemalat noktası olan Hz.Sü-
reyya'nın ‘Ruhullah’ oluşundaki hikmet-i ilâhîye şudur
ki: Aynı ruh içinde olduklarının idrakinde olanlar, o ruh-
ta selamet bulurlar. Zira o ruhta bütün ruhlar birleşecek
ve selamet bulacaklar demektir.
Hz. Süreyya’nın “Ruhullah’ oluşundaki hikmet,
O’nun piriyyet makamını ikmal ile zâtî veli olarak zuhu-
rudur. O, ‘Ruhullah’ sırrını zâtîyyet noktasından izah
ederek, ‘Ruhullah’ı kemâl noktasından ifade etmiş ol-
maktadır. O halde Ruhullah, yani Allah’ın ruhu, Deryayı
Nuru Muhammed’dir. Nitekim İslâm evliyası Derya-
yı Nuru Muhammed’i ‘Nur-u İlâhî,’ ‘Ruh-u İlâhî,’
‘Ruh-u İzafi’ isimleri ile ifade ederek anlatmıştır.
Dinin kemâl bulduğu, Hz. Süreyya lisanından ola-
rak, “Hz. Muhammed (s.a.v)’e iman etmeyen yer-
den bir karış dahi yükselemez.” buyrulmuştur. O hal-
69
Page 72
de iman ve ilimde tam olmak için “Lâ İlâhe İllâllah
Muhammedun Resûlullah” ikrarını yapmak mecburi-
yeti vardır. Böylelikle bir kul, “Ben Allah’ın ruhunda-
nım” yani, “Allah beni Deryayı Nuru Muham-
med’den hâsıl etmiştir. Ben bir kulum ve Muham-
med (s.a.v) deryasındanım.” derse, ikilikten kurtulmuş
ve tevhidin hakikatine varmış olur, ki gerçek bir kurtuluş-
tur.
Allah'tan başka ruh ve mevcudat olmadığından sa-
dece Allah'a ibadet edilir ve O’ndan yardım istenir.
"İhdinas sıratel müstakim - Bizi müstakim
yola hidayet eyle."
Mehdi, hidayet kökünden gelen bir isimdir. Hida-
yet ancak "Sırr-ı Mehdi"nin açmış olduğu "Şerh-i Vü-
cûd" ile kemalatını tamamlar. Sırr-ı Mehdi’nin açmış ol-
duğu şerh-i vücûdun hikmeti ilâhîyesini idrak eden, ger-
çekten hidayete ermiş demektir. Eğer Mehdi sırrı bu ha-
kikat ile anlaşılmış olunursa o zaman selamet bulunur.
(Şerh-i vücud ile ilgili olarak Hakikat Köşesi kitabımız-
da geniş bilgi bulunmaktadır) Hidayet-i umumiye ismine
ve "Sırr-ı Mehdi"ye işarettir ki, "Sırat-ı Müstakim" an-
cak Şerh-i Vücûd idraki ile kemal bulmuştur.
"Mehdi" sırrı da, Allah'ın isimlerinden ve sırların-
70
Page 73
dandır. Mehdi, elinde kılıç ile herkesi cezalandıracak bir
kişi değildir. Mehdi'nin anlattığı, verdiği mesaja dikkat et-
mek gerekir. Mehdinin verdiği mesajdan, “Lâ mevcude
illâ hû- O’ndan başka vücûd yoktur” kemaliyeti alı-
nırsa o zaman makbul olur. Allah'tan başka mevcûd yok-
tur.
‘İlâhî İmam’ bu idrak ile kabul edilir ve kişi ken-
disini Allah’tan ayrı bir varlık olarak düşünmeyerek te-
rakki ederse hidayet kemal bulmuş olur. Bu durumda hiç-
bir noktada Allah'tan gaflet edilmemiş olunur.
Peygamberi Allah’tan ayrı telakki edenler, kendi
varlıklarını ve bütün yaratılmışları nasıl tevhide getire-
ceklerdir. Allah'ın hakikati ilâhîyesini "Vahdet-i Vücûd"
diye insan kafasından ürettiği bir nazariye olarak redde-
derler. Bu hakikat anlaşılmaz ise nasıl hakikat buluna-
caktır?
"Sıratellezine en'amte aleyhim gayril magdu-
bi aleyhim veleddallin - Nimet ve lütfuna mazhar
ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve
sapkınlarınkine değil. Amin.”
Burada "nimet" ilâhî kemalata işarettir. İnsanlarda
ilâhî kemalat tam olmadıkça hâlâ eksiktirler demektir.
71
Page 74
Allah'ımız velâyet ile insanların ilâhî kemalatını ik-
mal ettiği için velâyet insanı dalalete düşmüşlerin değil,
kemale ermişlerin yoluna iletir.
Allah'ı anlayış ve idrak kemale erdiyse o zaman ni-
met verilenlerin yolunda olunur. Yani bu ilâhî kemalat
tam olduğu zaman selamet bulunur ve salih kullardan
olunur.
"Sıratellezine en'amte aleyhim gayril magdu-
bi aleyhim veleddallin. Amin." âyeti, velâyet-i ilâhî-
yenin nimet sırrı ile ayan olduğuna ve hatmine işarettir.
Bu da velâyetin hatmi olsa gerekir. Buna izafeten
"Sırr-ı Vedud"da, "vemtazül yevme" ve "Âdemüskün"
beyanlarının esrarı ayan olur.
Burada bu gönüllerin sırrına sahip olan her isim
diğer isimlerin sırrından hissemenddir. Seb’ül Mesa-
ni’den görünenler bir araya gelseler birinden sadır olan
kelâm-ı ilâhî diğerleri tarafından aynen tasdiktedir.
Yukarıdaki anlatım ‘ayniyet-i ilâhîyeyi’,yani ‘bir
vücûd’ hakikatini işaret etmektedir. O kimseler öyle bir
tevhid anlayışındadırlar ki, hiç bir şeyi kendilerine ham-
letmezler. Çünkü her dilden konuşan Allah'tır derler.
O gönüllerden de görünenin kendisi olduğu ve yine ko-
nuşanın da kendisi olduğu hakikatinin idrakindedirler.
Bu, tevhidin en ileri noktasıdır.
72
Page 75
"Seb’ül Mesani" Fethül Ahfa kitabımızın kapağın-
da yedi ism-i ilâhî ile işaret edilmiştir. Bazı din düşünür-
leri bunun Fatiha olduğunu söyler ancak Fatiha'nın sırrı
hakikati olan Hüve’nin yedi ismini işaret ettiğinin
idrakinde değillerdir.
Seb’ül Mesani yedi ism-i ilâhîdir. Zamanın İnsa-
nı’nda bu yedi ilâhî ismin tecellisini bulmak mümkündür.
Hepsi birbirini tasdik eder. "Seb’ül Mesani"den görünen
bir gönülle sohbet etmek hepsi ile sohbet etmek gibidir.
Allah'ımız bugün sırda ne kalmış ise, hepsini açıp ispatlı
bir şekilde bildirmektedir.
Seb’an Minel Mesani öyle bir hususiyettir ki, Fati-
ha olur, gönül noktaları olur, çok hususi bir sır olur.
Sevgili Efendimiz’e verilmesindeki hususiyet o sırrın
Efendimizdeki zâtîyyet sırrından görünen gönül sırları da
olsa gerektir.
Seb’ül Mesani’den görünen gönül noktası kendine
hiçbir şeyi atfetmez. Her şeyi Allah’a verir. Allah’ın
o gönül noktasına lütfettiklerine de hamd eder.
Seb'ül Mesani sırrından hissemend olan gönüllere
yakınlık kuran gönüller de bu ilâhî hakikatten feyz ala-
caklardır.
73
Page 76
Nitekim İmam-ı Ali Efendimiz, Hz. Pirimiz,
Hz. Süreyya, Hz. Pâk Muhammed Ali hususiyede bu ha-
kikati açmış ve onlardan feyz alan ihvanı da bu sırdan is-
tifade etmişlerdir.
Hz. Süreyya'nın, "Benden sonra benim gibi bir
zuhur muhaldir." beyanı ilâhîsindeki hakikatin bir izahı
da şöyledir:
"Hz.Süreyya, artık insanlar arasında hangi
evliya diğerlerinden daha büyüktür şeklinde mü-
lahazaların kalkacağını ve zuhurun sadece
Allah'tan olacağını ifade buyurmuşlardır. Burada
aynı ruhtan gelinmesi itibariyle bir tek varlık
olunduğu yani tam tevhid vurgulanmaktadır."
Fatiha sûresinin Seb'an Minel Mesâni'yi işaret etti-
ği hadislerde variddir. Allah'ımız her ismin kemâlat bul-
masını arzu etmektedir. Halkettiği bu isimlerinin açılma-
sını arzu buyurduğu zaman, bunu Âdem sırr-ı vasıtası ile
varlıklara ilan etmiştir. O halde Seb'an Minel Mesâni,
kemâl nokta-i nazarından düşünüldüğünde Allah’ın yedi
arzusunun, yedi kemâl noktası olarak zuhur edeceğini de
düşünmek icap eder. Bu, Allah'ımızın Fatiha'da işaret bu-
yurduğu arzusunun yedi gönülden intişar ederek kemâl
bulacağıdır.
74
Page 77
Hüve’nin Seb'an Minel Mesâni arzusu bu yedi isim-
den zuhur ederek kemâl bulmuştur. Namazda okunan Fa-
tiha sûresi bu yedi ismin kemâl mertebelerinin zikredil-
mesidir. Kişiler namazda Fatiha sûresi’ni okumakla, bil-
mese de bu yedi gönül noktasını zikretmiş olduklarından
büyük bir rahmet-i ilâhiyeye mazhar olmaktadırlar. Bu
durum Kâbe'yi ziyaretin esas itibarı ile zamanın risâlet
noktası olan gönlü ziyaret etmek tatbikatının bir ben-
zeri olduğu hakikatini aşikar kılmaktadır. (Kalb-i
Mümin Beytullah sırrı)
Bu yedi gönül noktasının kabulü Allah'ımızın gel-
miş geçmiş bütün peygamberlerini kabul ve tasdik etmek
manasına da gelir. Çünkü bu yedi gönül, Allah'ın
velâyet arzusunun en yüksek açılımıdır. Fatiha sûresi
velâyetin amentüsüdür. Fatihasız namaz olmaz denilme-
sindeki bir mâna da budur.
Allah'ımız, "Biz sana senâ edilmişlerden yedi-
sini verdik." beyan-ı ilâhisinde muradı olan Seb'ül Me-
sani'deki yedi ismin hususiyeti ile Sevgili Efendimizi des-
tekleyeceğini işaret buyurmuştur.
Allah'ımız, Hicr sûresi 9. âyetinde buyurduğu,
"İnna nahnü nezzelne'z zikre ve inna lehu le-
hafizûn"
75
Page 78
"Muhakkak ki "Zikri" inzal eden biziz ve mu-
hakkak ki 'Hu'yu elbette muhafaza ederiz."
Yani o gönlü (Seb’ül Mesani noktası) biz inzal
eyledik “Hu”nun lütfu olan bu gönlü biz muhafaza eder-
iz. buyrulmaktadır.
Âyetin diğer bir ifadesi olarak bu ilâhî gönüller ile
lütfedilen manevî terakkilere ve bu yedi isme dikkat edil-
mesi gerekmektedir. Bu hususiyet aynı zamanda yaşamın
yedi noktasını da işaret etmektedir. Dünyada madde ola-
rak da birçok tatbikatın yedi evreden müteşekkil olarak
zuhurda olduğu muhakkaktır.
Hz.Peygamberimiz (s.a.v) İslam'ın kendisinden
sonra da yine Allah’ın kendisinin lütuf ve arzu ettiği şe-
kilde devam etmesini istemekteydi. İşte Seb'ül Me-
sani bu arzuyu da işaret eder. Allah'ımız Seb'ül Mesani
sırrı ile Din-i İslâm'ı kıyamete kadar baki kılacağını Pey-
gamberimize bildirmiştir. Seb'ül Mesani, kıyamete kadar
görünecek, çok ileri ve hususi makamlarda olacak yedi
ilâhî gönlü de işaret eder.
Yani Seb’ül Mesani sırrından feyz almış olarak, ile-
ri gönül noktaları olan zamanın sahipleri ile şeriat-
i Muhammediye muhafaza edilmiştir. Onlar Allah dinini
her zamana hitap edecek şekilde yorumlamışlardır. Allah,
76
Page 79
her zaman için ilâhî arzularını o gönüllerde açmış ve
âlemlere yine o gönüllerden feyz vermiştir. Peygamberi-
mizin Müceddid (dini yorumlayan) kelimesi ile ifade etti-
ği o gönüllerdir.
Seb'ül Mesani sırrından görünen hangi gönül olur-
sa olsun, Allah'ımızdaki bu yedi hususi ismin neşesini ve
zevkini ihtiva etmesi bakımından her isimde, diğer yedi
ismin hususiyetini görmek ve bulmak mümkündür.
Seb'ül Mesani olarak görünen bazı gönüllerde
Allah’ın isim ve sıfatlardan münezzeh olan hâli için
“Şey” kelimesi ile işaret buyrulmuşken, Seb'ül Me-
sani sırrının hususi noktası olarak zuhur eden Hatmül
Velâyet sırrı onu “Hüve” zamiri ile işaret etmişlerdir.
Her şeyi Allah’a veren, için ‘şey’ kalmaz;
‘Hüve’ kalır. O gönül Hüve’yi zikreder.
“Şey,” Sevgili Efendimizin Miraç’ta, “Sidretü’l
Münteha’dan sonrasını açmaya mezun değilim.”
buyurduğu zât âlemidir ki, bu âlem“Şey”ile ifade olun-
muştur. Bütün bu feyzin hem tamamı ve hem de merke-
zi olması hasebiyle “Sahib-i Âmâ” ve “Ma Fevkal
Fevk”tir ki, aynı zamanda “Sahibu’l Aynu’l Sebbi Me-
sani”dir.
77
Page 80
Hatmül Velâyet’te yedi ismin kemalatı da vardır,
çünkü o isimler Allah’ın Hatmül Velâyet sırrı ile tamma
ermişlerdir. Bu isimler birbirinden ayrılamaz.
Bir gönülde zuhur eden beyanda, “O bizim mis-
yonumuzdur.” buyrulmuştur. Bu anlatım karşısında o
makamda ilerilik-gerilik diye bir değerlendirme mümkün
değildir. Çünkü, her şey hatme ermiş durumdadır. İlerilik-
gerilik durumu ilk adım olan sıfatî mertebelerde konuşu-
lacak bir mevzudur. Rabbimizin Seb’ül Mesani'nin ‘senâ
edilenlerden’ olduğunu buyurması, o gönüllere çok
dikkat edilmesini gerektirmektedir.
Seb'ül Mesani hususiyetinin kabul ve ikrar edilme-
si Hatmül Velâyet noktasının -Velâyetin- kabul edilmesi
mânasına gelir. Çünkü Hatmül Velâyet kabul edildiği za-
man, Hatmül Velâyet sırrından görünmüş olan bütün gö-
nüller, yani peygamberler ve veliler kabul ve tasdik edil-
miş olur. Seb'ül Mesani hususiyeti taşıyan ilâhî gönüller
Hüve'den görünmüştür.
Seb’ül Mesani'deki yedi isim, Allah'ımızın ma-
nevîyat üzerindeki arzusunun kemalat noktalarını da gös-
termektedir. Seb'ül Mesani zuhur eden gönüller Allah di-
nindeki terakkiyi de işaret etmektedir. Bu, aynı zamanda
Kur'an-ı Kerîm'in ve maneviyatın nasıl anlaşılması gerek-
tiğini açıklar.
78
Page 81
Hüve'nin sonsuz arzu ve zevk tatbikatlarının bir ifa-
desi olan programındaki gelişmeleri işaret eden Seb'an
Minel Mesani'deki gönül noktaları, bizzat Hüve'nin
ilâhî tatbikatının dönüm noktalarıdır. Bu ilâhî gönüller al-
tı cihetten tenzih edilen ve kendisinden başkası olmayan
Hüve'nin kendinden teşkilatlandırdığı varlıkların idrak
edilmesinde tatbikat yaparlar.
Sevgili Efendimizin getirmiş olduğu şeriat-ı ilâhiye
Seb’ül Mesani ile nâsa tekrar tekrar anlatılmaktadır. Böy-
lece Seb'ül Mesani olarak görünen bu ilâhî gönül nokta-
larının o zamanın şahidi olması hasebiyle kendilerine
inen ilâhî beyan ve lütufların insanların gönüllerine da-
ğılması tatbikatı ayan ve aşikâr olur. "Tekellümü lisanil
kıdem" hususiyeti taşıyan bu hususi noktaların kıdem li-
sanından lütfettiği kelam, âlemlerde tatbikat görür. Son
zamanlarda kelime-i tevhidin "Lâ İlâhe İllallah
Hüve Muhammedün Resûlullah" olarak yazılması,
bu ilâhî arzunun bir tatbikatıdır.
Din düşünürleri bu konuyu idrak edemediklerin-
den dolayı, dini insanlara Allah'ın arzu ettiği bir şekilde
değil de, kendilerine göre anlatmaktadırlar. Dikkat edil-
mesi gereken nokta, Allah'ımızın arzuyu ilâhisinin ayan
olduğu ilâhî gönül noktalarıdır.
Âl-i İmran sûresi 81. âyetinde,
79
Page 82
“Ve iz ahazallahü miysakannebiyyiyne lema
ateytüküm min kitabin ve hıkmetin...”
“Hani Allah peygamberlerden ahid almıştı;
Andolsun size kitap ve hikmet verdim ...”
buyrulmaktadır.
Bu âyette ifade edildiği üzere Allah’ımız her
peygamberine kitap verdiğini belirtmektedir. Din
düşünürleri ise bazı peygamberlere verilen kitaplardan
bahsetmektedir. Hâlbuki ‘Kitap’ peygamberin kendisidir.
Her peygamber Allah’ın bir kitabıdır. İlâhî kitabı yazılmış
sayfalar olarak kısıtlamamak gerekir. Allah’ın her
peygamberinin isminin programı O’nun vücûd kitabıdır.
Nitekim Hz. Muhammed (s.a.v) in vücûd kitabı ‘Kur’an-
ı Kerîm’dir.
Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz "ikra kitabek"
sırr-ı hususiyeti icabı okunacak kitab, vücûd kitabı oldu-
ğuna göre, Seb'ül Mesani'yi Allah'ın hususi lütfunu indir-
diği ilâhî gönül noktaları olarak değerlendirmek icap
eder. Nitekim Kur'an'da Sevgili Efendimiz ve diğer
peygamberler için "Allah'ın âyetleri" ifadesi de kulla-
nılmaktadır. O halde Seb'ül Mesani olarak değerlendiri-
len noktaların da 'İnsan' olduğu aşikâr olmaktadır.
Nitekim Casiye sûresi 28. âyetinde,
80
Page 83
“...Küllü ümmetin tüd'a ila kitabiha...”
“...Her ümmet kendi kitabına çağrılır...”
buyrulmaktadır.
İsrâ sûresi 71. âyetinde ise,
“Yevme ned'u külle ünasin biimamihim...”
“Her insan topluluğunu imamları ile davet
edeceğimiz gün...” buyrulmaktadır.
Peygamberimiz birçok hadis-i şeriflerinde kendisin-
den sonra zuhur edecek olan velâyet noktalarından övgü
ile bahsettiğine göre, Efendimizin Seb’an Minel Mesani
gönüllerinden haberdar olduğu aşikârdır.
Seb'ül Mesani, Allah'ımızın Peygamber Efendimize
lütfetmiş olduğu İslâm'daki sırrı ilâhîyi işaret eder. Seb’ül
Mesani, Allah'ı çok ileri bir noktada kabul eden hususi
gönüllere inen bir ilhamdır ki, o gönüllerdeki çok ileri
ilim ve idraki tasdik eder.
Kur’an-ı Kerîm nazil olduğu zaman Kur'an-ı
Kerîm'deki sûre ve âyetlerde rakam kullanılmamıştır. Mu-
hakkak ki burada bir hususiyet vardır. Eğer Kur'an-ı Ke-
rîm âyetleri rakamlarla belirlenseydi bir kısıtlama ve tah-
81
Page 84
dit meydana gelecekti. Bu husus Kur'an-ı Kerîm âyetleri-
nin tahdit edilemeyeceğini, Kur’an-ı Kerîm'in namütena-
hi mânâlarının olduğunu işaret eder. Bugün Kur’an âyet-
lerinde rakam kullanılması okunma ve ezberleme
hususunda halka kolaylık olması içindir. Zaten Kur’an’ı
okurken ve ezberlerken rakamlar dikkate alınmamaktadır.
Sevgili Efendimiz buyurdular ki; "Allah her yüz
sene başında bu dini tecdid etmek (tekrarlamak)
için bir müceddidi gönderir (insanlar içinden çı-
karır)" (Ebu Davud, Beyhaki, Hakim, Taberani, ibni
Adiy ve Hatibi)
Peygamber Efendimizden bu güne kadar sayısız
evliya gelmiştir. Ancak Allah'ın İslam'ı o gönüller ile yo-
rumladığı veliler ise belirlenmiştir. İşte Seb'ül Mesani bu
sırrı da işaret eder. Mesela, İslam'ın fetihlerle genişlediği
zamanlarda İslâm inancının doğru bir şekilde anlaşıl-
ması için Hz. Muhyiddin-i Abdülkadir Geylâni
Sultanımız gönderilmiş ve Allah, din ve mânevîyatı
onunla ihya etmiş ve dinin, Hz. Muhammed (s.a.v) ile
bildirilen hakikat yolunun önderi olmuştur. Nitekim
Hz.Pirimiz zamanında dergâhlar açılarak, İslamiyet doğru
bir şekilde yayılmıştır.
Diğer zaman dilimlerinde de Allah'ın irsal eylemiş
olduğu Seb’ül Mesani gönülleri ilâhî vazifelerini yerine
getirmişlerdir.
82
Page 85
Peygamber Efendimizden sonra artık Peygamber
gelmeyeceği için Allah'ımız, ilâhî tatbikatını velâyet gö-
nülleri ile yapmaktadır. Allah arzusunu o gönle indirir
sonra bu ilhamı yeryüzünde ve hatta âlemlerde tatbikata
koyar.
Burada ince bir nokta vardır ki doğru bir şekilde
anlaşılması icap eder. Allah'ın o gönle indirdiği ilham ile
yeryüzünde tatbikat yapması, zâtîyyet noktasındaki icra-
atını işaret etmektedir. Allah'ın indirdiği ilham da, tatbi-
katı da, o gönül de hepsi Allah'a aittir ve burada tevhidi
bozacak en ufak bir nokta dahi yoktur.
Her insan diğer insanların da kendi fikrinde olma-
sını ister. Ancak asıl olan Allah'ın arzusudur. Çünkü insan
gelip geçicidir, Allah ise bakidir Geçerli olan Allah'ın ver-
diği ilhamdır. Allah hangi gönülde tatbikat yapmış-
sa Allah'ın o insandan lütfettiği ilim ve bilgi geçerlidir.
Çünkü o, Allah'ın arzusudur.
Allah'ımız, Kur'an-ı Kerîm'i ben ve meleklerim ko-
ruyoruz buyurduktan sonra bir kısım insanların kendisi-
ni müceddid ilan etmesi doğru değildir. İslam'ın na-
sıl taazzu bulacağını ancak Allah takdir ve tayin eder.
Dinin daha ileri zamanlarda nasıl anlaşılması la-
zım geldiğine ancak Allah karar verir. Çünkü hiç kimse is-
83
Page 86
tikbali bilemez. Müceddid makamındaki gönlün Allah ile
daim beraberliği olmalıdır. Peygamber Efendimiz, "Ben-
den sonra muhaddesûn olanlar ile ünsiyet ediniz."
buyurmaktadır. Müceddid olanın muhaddesûndan olma-
sı icap eder. Bir kişi dinî ve manevî olabilir. Ancak
hüküm sadece Allah'a aittir. Hangi gönül ile arzu edi-
yorsa onunla bildirir. Pek çok veli, sıfatî makamlardan
görünmüşlerdir. Sıfatîyet içinde çok ileri terakki de
edilmiş olabilir. Müceddid gönüller zatiyet olan hatta da-
ha ileri, zâtü'z zât noktasında olanlardandır. Müceddid
"Seb’ül Mesani"nin görünme tatbikatlarındandır.
Bunlar ancak Allah'ın takdirindedir. Bunları
Allah açar ve anlatır. Ehl-i zahirin "müceddid" noktasın-
da bir müdahalesi olamaz. Müfessirler dini o zamana gö-
re tefsir edebilir, müçtehidler kendi zamanlarına hitap
edecek şekilde fetva verebilir, ancak dinin çok ileri husu-
siyetleri de vardır.
Müceddid tatbikatının manası nedir? Allah'ın Pey-
gamberimizden va’z ettiği Allah dinini o zaman dilimin-
de Allah'ın arzu ettiği neşeyi ifade etmesidir. Müceddid
tatbikatı nübüvvetten hissemend olan velâyet tatbikatıdır.
Bugün "Lâ ilâhe illâllah Hüve Muhammedün
Resûlullah " zuhur etmektedir. Çünkü bugün
"Hüve" sırrı açılmaktadır. Velâyetin Hüve'den göründü-
84
Page 87
ğü hakikati ayan olmaktadır. Zahirde de bu tatbikatı mü-
şahede etmekteyiz. Bugün bütün Kelime-i Tevhid levha-
larında, "Hüve" yazmaktadır. Halbuki geçmişte çoğun-
lukla böyle tatbik edilmiyordu.
Günümüzde devletler "din birliği" yapma arzu-
sundadırlar. Bu zamanın sahibindeki, Allah dininde bir-
leşmek arzusunun yansımasından kaynaklanmaktadır.
Onun için bu zamanın sahibinde ilham olunan bu arzu
tüm dünya devletlerinde onların makam ve derecelerine
göre yansımaktadır. Müceddid, "Allah bir Resûl yolla-
madan azap etmez" sırrından görünmektedir.
Hz.Abdülkadir Geylâni zamanına gelindiğinde sı-
nırları genişleyen İslâm âleminde mezheplerin çekişmele-
ri, eski Yunan felsefesinin İslâm’a dahil edinmek istenme-
si gibi birçok karışıklıklar vardı.
Hz.Pirimiz bu fikirlerin hepsinin üzerinde
Sevgili Peygamberimizin nizamını ortaya koymuştur. An-
cak bu tatbikatı yaparken tarafgirlik göstermeden ehl-i
kıblenin tamamını kucaklamıştır. Peygamberimiz zama-
nındaki vasıfları kendinde mecz etmiştir. Onun için
velâyete şüphe ile bakan din düşünürleri bile Hz.Pirimi-
ze itiraz edememişlerdir.
Hz.Pirimiz hakkında Sevgili Peygamberimizden
85
Page 88
nakledilen şu hadis çok önemlidir: "Cuma sûresi nazil ol-
duğu zaman Resûlullah'ın yanında idik. Resûlullah bu
sûreyi okudu ve; "Bu Peygamber, henüz kendilerine
katılmamış bulunan diğer insanlara da gönderil-
miştir. O gerçekten Azîzdir, Hakîmdir" (Cuma,
62/3) âyetine varınca Ashabtan, "Ya Resûlallah! Bize
ulaşmamış olan bu kişiler kimlerdir?" diye sordular.
Selman-ı Farisi de aramızda idi. Resûlullah, elini Sel-
man'ın üzerine koydu ve şöyle buyurdu: "Nefsim
elinde olan Allah'a yemin ederim ki, iman Sü-
reyya (Ülker) yıldızında bile olsaydı bunlardan
(Selman'ın kavminden) birtakım kişiler onu mut-
laka elde ederlerdi." (Tirmizi, Menakıb )
Hz.Pirimiz Bağdat’a geldiklerinde, kendisindeki ka-
biliyeti farkeden zamanın âlimleri Hz.Pirimiz için,
"Kimdir bu Farisi genç?" demişlerdir. Hz.Pirimi-
zin her hali ile Sevgili Efendimizin müjdesi olduğuna bu-
gün O'nun ismi ile kalplerinde selamını alan velâyet gö-
nülleri şahitlerdir.
86
Page 89
VELÂYETİN SEB’ÜL MESÂNÎ
HAKKINDAKİ VARİDATLARI
Bismillahirrahmanirrahim
Peygamber Efendimizle din tamam olmuş ve ke-
male ermiştir. Sevgili Efendimizden sonra görünen Seb’ül
Mesani gönülleri de Allah dinini en yüce şekilde yorum-
lamışlardır. Peygamber Efendimiz bu noktayı işareten,
"Evliyam, Beni İsrail Peygamberleri mesabesinde-
dir" buyurmuştur. Çünkü Seb'ül Mesani büyük bir idrak
ve anlayıştır.
Din tamam olduğuna göre, bundan sonra Allah bu
gönüller için nasıl bir tatbikat yapacaktır? Din tamam ol-
du, yani din arzusu tamam oldu. Dünyadaki velâyet arzu-
su da tamam olunca, Allah yeni bir sayfa açacaktır ama
bunun ne şekilde olacağını bilemiyoruz.
Seb'ül Mesani'ye çok ileri bir hususiyet verilmiştir.
Dinden murat, Allah'ı tanımak ve O’nun arzuları parale-
linde yaşamaktır. Allah'ın dinini tam olarak idrak etmiş
olan gönüller için ilâhî âlemlerdeki tatbikatın ne şekilde
olacağını bilemiyoruz. Bu ilham, Hüve'yi tam idrak edip
tasdik eden gönüller için de variddir.
87
Page 90
Seb'ül Mesani Allah’ın hususi yakınlığıdır. Bu neşe
velâyette vardır. Birçok velide Seb'ül Mesani ile ilgili be-
yanlar vardır.
Ancak bu kısım açılmamış, anlatılmamıştır. Sebül
Mesani aynı zamanda Allah’ımızın hususiyede tuttuğu
gönülleri de ihtiva etmektedir. Onlar, Hz. Süreyya'nın,
"Altıyı yediyi geçmez" buyurduğu gönüllerdir.
Altı yediyi geçmez sırrı nedir?... Allah’ın çok husu-
siyede (Müstesna) isimleri vardır. Hz. Süreyya,
Muhammed Ali Bey’e bir anlatımında, Allah ile kulun
hususiyeti hakkında izahat verirken; “Nihayete birşey
kalmadı, benden sonra benim gibi bir zuhur mu-
haldir. Benim gibi zuhuratlar, Hz.Muhammed,
(s.a.v) Hz.Ali, Hz.Abdülkadir Geylâni, Hz.Süreyya
ve birkaç kişi daha, onlar da altı yediyi geçmez.”
buyurmuşlardır.
Bu gönüller Mesani (yani müstesna) olan gönüller-
dir. Mesani, istisna kökünden de geldiğine göre, o gönül-
ler istisna olanlar yani ‘müstesna’ gönüllerdir. Biz de
Hz. Süreyya’nın bu güzel anlatımını ve uyarısını muhab-
betli gönüllere intikal etmek için bu çalışmayı yaptık.
Bir hadis-i şerifte buyruldu ki; "Elhamdülillah,
Ümmü’l Kur'an’dır. Ümmü’l kitaptır ve Seb'ül Me-
sani’dir. (Tirmizî)
88
Page 91
Görüldüğü gibi Seb’ül Mesani Kur’an ile beraber
zikredilmiştir. Kur’an, Sevgili Peygamberimizin vücûd
kitabı olduğuna göre Seb’ül Mesani de Sevgili Peygambe-
rimizin kendisi olmaktadır.
“Âdem'de değil mi Seb’ül Mesani? Âdem'de
değil mi Âyet-el Kürsî?”
Hacı Bektaş-ı Veli bu beyanında Allah’ın ileri husu-
siyetlerinin Âdem’de yani, insanda olduğunu işaret
etmektedir. Bu sırrı kabul ve tasdik eden müminler de bu
feyizlerden hissemeddir. Bütün âlemlerde herşey Âdem
ile başlamıştır. Tabiidir ki, “İnsan” bütün âlemler ve var-
lıklar içinde seçildiğine göre Seb’ül Mesani “İnsan” dır.
Yaşam dünyadadır o halde misallerde dünya ve insan ile
anlatılacakrır
Nitekim Bektaşilerce ‘Pir-i Sani- İkinci Pir” olarak
tanınan Balım Sultan bir nefesinde, “İstivayı gözler
gözüm, Seb’ül Mesani’dir yüzüm” buyurmaktadır.
Aziz Mahmud Hüdaî Hazretleri bir varidatlarında
“Sırr-ı Seb’an Mesani sensin yâ Resûlullah” buyur-
muşlardır.
Allah’ın hususi tatbikatını yaptığı gönül Hz.
Muhammed (s.a.v) dir.
89
Page 92
"Menakıb el-Arifîn" de şöyle anlatılır: "Bir gün
Sultan Veled buyurdu ki: Dostlardan biri babama şikâyet-
te bulundu ve âlimler Mesnevi'ye neden Kur'an diyorlar
diye benimle bahse girişti; ben de Kur'an'ın tefsiridir de-
dim, deyince babam bir lâhza susup sonra “A sersem
dedi, niçin olmasın? Peygamberlerle velîlerin har-
fi zarflarda Allah sırlarının nurlarından başka bir
şey yoktur ki. Allah sözü, onların, temiz gönülle-
rinden biter, ırmağa benzeyen dillerinden akar. İs-
ter Süryanî dilince olsun, ister Seb'an Mesani di-
lince.. (çok ileri gönüllerin lisanıdır) İster İbrani dilin-
ce olsun.. İster Arapça!"
Hz. Mevlâna’nın “Seb’ül Mesani Lisanı” buyu-
rarak işaret ettiği hususiyet; Seb’ül Mesani’den görünen
gönüllerin lisanını herkesin idrak edemeyeceğini işaret
etmektedir. Bugün bu sözlerin zuhur etmesinin sebebi
‘İnkılab-ı Kebîr’ile ilgilidir. Seb’ül Mesani’nin diğer
âlemlerde de tatbikatının zamanı geldiği için bu ilhamlar
zuhur etmiştir. Seb’ül Mesani’nin sadece Fatiha sûresini
ifade etmediğini diğer veliler de işaret etmişlerdir. Ancak
bu ifadeler sadece velâyet makamındaki gönüllerde zu-
hur etmiştir.
Sebül Mesani hususiyetlerinden bugüne kadar
bahsedilmemiş olması, bu hususiyetin ancak Seb’ül Me-
sani lisanına vakıf olan bir gönülden beyan edilmesi ge-
90
Page 93
reğinden kaynaklanmaktadır. İslâm tarihi boyunca açık-
lanmamış olan Seb’ül Mesani hususiyetine sadece birkaç
veli işareten değinmişlerdir. Onlar bu hususiyetten haber-
dar oldukları halde ilâhi terbiye gereği Seb'ül Mesani sır-
rının açıklanmasını vazifeli olan gönül noktasına bırak-
mışlardır.
91
Page 94
92
Page 95
SONSÖZ
Bismillahirrahmanirrahim
Seb’ül Mesani’ye Fatiha sûresi âyetleri nispet edi-
lerek ‘yedi’ denilmiştir. Ancak Allah’ımızın hususiyetleri-
ni rakamla ifade etmek mümkün olmasa gerekir.
Hz. Süreyya, “Altı-yediyi geçmez” buyurmuşsa da
bu mutlaka altı ya da yedidir diyerek Allah’ın arzu-
sunu indirgemek manası taşımaz. Bu, Allah’ın namütena-
hi mânâlarından bir mânâdır demek daha doğru olur.
Rabbimizin Seb’ül Mesani'de zuhur eden isimleri
şüphesiz ki namütenahidir. Bu isimler her zamana ve her
zamanın zuhur eden insanına göre değerlendirileceğin-
den tahdit edilemez. Sadece bir mâna verilerek budur da
denilemez. Bir isim Allah'a isnad ediliyor ise o isim na-
mütenahidir. Onu yalnızca bir şekilde kısıtlamak mümkün
değildir. Manevî yolu rakamlara bağlı şekilde düşün-
memek icap eder. Maneviyat rakamlara değil, rakamlar
maneviyata tabidir. Hz. Süreyya'nın altı-yediyi geçmez
buyurduğu hususiyet bir işarettir.
Allah'ımız birçok peygamber irsal eylemiş olduğu
halde Kur'an-ı Kerîm'de bunların hepsi değil yaklaşık yir-
mi sekizinin ismi zikredilmiştir. Bunun dışında da birçok
93
Page 96
peygamber geldiği variddir. Demek ki bu yirmi sekiz pey-
gamber Allah'ımız tarafından dönüm noktaları olarak de-
ğerlendirilmektedir.
Hz. Süreyya altı-yedi buyurmakla Allah'ımızın
velâyette dönüm noktası olan ilâhî gönül noktalarını ve
Allah'ımızın o gönüllerdeki hususi tatbikatını işaret etmiş-
tir. Nitekim 'mesnâ' kelimesinin büklüm, kıvrım, mânâla-
rına gelmesi de bu noktayı işaret etmektedir.
Allah'ımız birçok peygamber irsal eylemiş ancak
bunlardan sadece bir kısmını Kur'an'da zikretmiştir.
Velâyette de nice nice gönüller zuhur etmiştir. Ancak
Seb'ül Mesani olarak zuhur eden yedi gönül noktası ile
Allah'ımızın Musavvir'inde arzu ettiği tasavvurundan çok
hususi tatbikatlar lütfedeceği aşikârdır.
Bu yedi isim de bir tahdit anlamına gelme-
melidir. Allah bu yedi isimle devirler açar. Yedi
isim, Allah'ın yedi meşrebini temsil ile Allah'ın
yeni arzularını ifade eder. Kıyamete kadar zuhur ede-
cek manevi gönüllerde "Seb'ül Mesani" ilhamının zuhur
etmesi o gönlün bu sırlardan hissemend olduğuna işaret
eder.
Peygamber Efendimizden sonra gelişen ve değişen
dünya nizamında, İslam'ı temsil edecek ve zamana hitap
edecek şekilde yorumlayacak olan gönüllerin olması la-
94
Page 97
zımdı. Seb'ül Mesani bu vazifeleri de icra eden gönüller-
dir.
Bu kitapta bahsi geçen ve üzerinde hassasiyetle
durulan yedi isim Allah’ın rahmeti icabı göründüğü gönül
noktaları olmakla beraber, bu yedi ismi esas alarak ma-
neviyatı ifade etmeye çalıştık. Nihayete gelindiği bu za-
manda bugüne kadar maneviyattaki tatbikatın cereyan
şekillerini açmaya çalıştık. Kaldı ki, bu isimlerden başka
isimler de zuhur etmiştir. Ancak şurası muhakkaktır ki,
Allah’ın tatbikatları da namütenahidir. Biz Seb'ül Mesani
sırrını bu yedi ismi esas alarak ifade etmeye çalıştık. Bu
da Allah’ın namütenahi velâyet tatbikatı olduğunun bir
ifadesidir.
Bu kitapta açıklananlar velâyet hususiyetine göre
ifade edilmiştir. Seb'ül Mesani'nin daha evvel açıklanma-
yan hususları bu makamın çok hususi olduğunu göster-
mektedir. Allah'ımız ne zaman bildirirse bu hususlar an-
cak o zaman idrak edilebilir.
Allah’ımızın Seb’ül Mesani tatbikatındaki bütün
gönül noktaları için dua ve niyaz ederiz. Onların çalışma
ve gayretlerini de takdir ederek o gönüllerden de nice gö-
nüllerin feyz aldığını kabul ve tasdik ederiz.
ELL HACC HÜSEYİN VEDAD
95
Page 98
LÜGATÇE
Abdiyet:Kulluk.
Âlem-i gayb: Bilinmezlik âlemi.
Ayan: Aşikâr. Belli.
Dalalet: Hak ve hakikatten, İslâmiyet yolun-
dan sapmak.
Dehr: Zaman. Devir.
Düstûr: Kanun, nizam.
El vesîle: Allah'a götüren velâyet sırrı.
Elzem: Gerekli.
Eşref-i mahlûk: En şerefli varlık. İnsan.
Feyziyab: Feyiz bulan.
Hamil-i Kur'an: Kuranı taşıyan.
Hatem: Mühür. Son.
Hazerat: Hazretler.
İcbar: Zorlama.
İhvân: Manevi kardeşler.
İkra kitabek: "Vücud kitabını oku!" emri.
96
Page 99
İnnehû alîmün bizatissudûr: Gönüllerde
dolaşan ilâhî arzu.
İntişar: Yayılmak.
İsnad: Nisbet etmek.
İsra: Miraç gecesinde Hz.Muhammed'in (s.a.v)
Mekke'den Kudüs'deki Mescid-i Aksa'ya intikali.
İstiva etmek: Kaplamak.
İştiyak: Arzu.
İzhar: Gösterme. Meydana çıkarma.
Kadim: Başlangıcı olmayan. Ezeli.
Kur'an-ı Natık: Konuşan Kur’an.
Levh: İlâhî yazı.
Ma Fevkal Fevk: Her an yeni bir terakkinin
lütfedildiği zâtî tecelli.
Mabudiyet: Uluhiyet. Mabud oluş.
Mahdut: Sınırlı.
Mahviyet: Varlık arzusundan geçmek, Allah'ın
varlığında fena bulmak.
Makam-ı pir: Piriyet makamı.
97
Page 100
Mazhar: Nail olma.
Mefhar-i Mevcûdât: Varlıkların, kendisi ile
iftihar ettiği zat mânâsına Hz. Muhammed'e (s.a.v.)
ait bir tâbirdir.
Menasık: İbâdet usülleri.
Mesabe: Derece.
Meşreb: Huy. Yaradılış. Karakter.
Mezkûr: Zikredilen.
Muhaddes: Allah'tan ilham alan.
Muhal: İmkânsız.
Muzaf: Ait.
Mücahede: Cihad.
Müceddid: Dini tekrarlayan ve yorumlayan.
Mücmel: Sözü az, mânası çok olan.
Mücrim: Suçlu.
Müçtehid: İçtihad eden kişi. Kur’an ve sün-
nete bakarak dini kurallar koyan kişi.
Müfessir: Tefsir âlimi.
98
Page 101
Münazara: Karşılıklı konuşmak.
Münezzeh: Tenzih makamı. Tenezzül etme-
mek.
Müstesna: İstisna edilen.
Müşahede: Şahid olmak. Seyretmek.
Müştak: Arzu eden. Çok istekli.
Mütalaa: Bir işi tetkik etmek.
Müteşekkil: Meydana gelmiş olan. Şekil almış.
Namütenahi: Sonsuz.
Nazire: Nispet. Ölçü almak.
Nedamet: Pişmanlık.
Nutfe: Meni.
Refîk: Dost. Arkadaş
Refîk-i Âlâ: En yüce arkadaş, Allah.
Sabikûn: Maneviyatta öne geçenler.
Sadır: Sine. Kalb.
Sahib-i Âmâ: Allah’ın bilinmezlik âlemine
varan zâtî velî.
99
Page 102
Sahibür Rahman: Zamanın rahmeten lil
alemin noktası olan, zamanın sahibi olan gönül. Zâtî
evliyada zuhur eden ilâhî bir makam.
Şerh-i Vücûd: Varlık teşkilatının açıklanması.
Taazzu: Manevî yükselmek.
Tahdit: Sınırlandırmak.
Tasadduk: Sadaka vermek.
Tebeyyün: Allah'ın arzusunun velâyet gönül-
lerinde zuhur ederek tatbikata girmesi.
Tekfir: Kâfir demek.
Tesviye: Düzeltmek. Yapmak.
Ümmül Kitap: Ana kitap.
Ünsiyet: Yakınlık.
Vabeste: Bağlı.
Yevm: Gün.
100